Grevli Gerçek Toplu Sözleşme Hakkımızdır! OHAL/KHK Rejiminin Kalktığı, Eşit, Özgür, Barışçıl, Laik, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz!

Grevli Gerçek Toplu Sözleşme Hakkımızdır! OHAL/KHK Rejiminin Kalktığı, Eşit, Özgür, Barışçıl, Laik, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz!
BASIN AÇIKLAMALARI
0
Paylaş:

3 Milyon kamu emekçisinin, 2 Milyon kamu emekçisi emeklisinin mali ve sosyal haklarını içeren, 2018-2019 yıllarını kapsayan 4. “Toplu Sözleşme” görüşmelerinin 1 Ağustos 2017 Salı günü başlaması öncesinde, 4. dönem “Toplu Sözleşme” görüşmelerine ilişkin tutumumuzu ve taleplerimizi bugün 11.00’da Mülkiyeler Birliği’nde Konfederasyonumuz ve sendikalarımızın MYK üyeleriyle gerçekleştirdiğimiz basın toplantısında kamuoyu ile paylaştık.

Basın açıklamasını Eş Genel Başkanımız Mehmet Bozgeyik yaptı. Basın açıklaması metni aşağıdadır.

 Grevli Gerçek Toplu Sözleşme Hakkımızdır!

OHAL/KHK Rejiminin Kalktığı, Eşit, Özgür, Barışçıl, Laik, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz!

Hepinizi Kamu Emekçileri Sendikaları adına selamlıyorum, basın toplantımıza hoş geldiniz.

2018-2019 yıllarını kapsayan 4. Dönem ‘Toplu Sözleşme’ görüşmeleri 1 Ağustos 2017 Salı günü başlıyor.  3 milyon kamu emekçisini,  2 Milyon kamu emekçisi emeklisini, ailelerini de hesaba kattığımızda en az 15 milyonluk geniş bir kitleyi yakından ilgilendiren bu “toplu sözleşme’ görüşmelerine ne yazık ki toplum olarak geleceğe, yarına,  ilişkin umutlarımızın karartılmak istendiği bir süreçte giriyoruz.

Kapsamından, tarafların belirlenmesine, grev hakkımızın yasal güvence altına alınmamasından, uyuşmazlık durumunda devreye girecek olan Hakem Kurulunun yapısına kadar onlarca temel sorunu bulunan, gerçek – evrensel bir toplu sözleşme sisteminden uzak olan mevcut sistemin üzerine bugün bir de OHAL-KHK rejiminin gölgesi düşmüştür.

15 Temmuz darbe girişiminin bastırılmasının ardından ilan edilen OHAL’in üzerinden bir yıl geçmiştir. Bu bir yılda, daha en başında saray tarafından “Allahın lütfu” olarak nitelendirilen darbe girişimi emekten, demokrasiden, adaletten, barış ve kardeşlikten yana olanları hedef alan bir saldırı dalgasına dönüştürülmüştür.

OHAL’e dayanılarak çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle 120 bine yakın kamu çalışanı ihraç edilmiş, yaklaşık 40 bin kamu çalışanı açığa alınmıştır.

OHAL’i FETÖ/PDY ile mücadele için ilan ettiklerini söyleyenler çok kısa süre içinde konfederasyonumuz KESK’i hedef tahtasına koymuştur. Bugüne kadar bağlı sendikalarımızın üyesi-yöneticisi toplam 4.006 kamu emekçisi sorgusuz, sualsiz, hangi suç ile isnat edildiğini dahi bilmeden, tamamen keyfi olarak memuriyetten çıkarılmış, ihraç edilmiştir.

Bu noktada tüm kamuoyunun, hatta KESK’i hedef alanların da çok iyi bildiğine inandığımız iki noktanın altını çizmekte fayda görüyoruz.

  • KESK nereden, kimden gelirse gelsin, tüm darbelere, vesayet sistemlerine karşı olan ve bunun için bedel ödeyen bir konfederasyondur.
  • KESK, birileri gibi, 15 Temmuzdan sonra değil, en başından beri 11 yıl boyunca iktidar ortaklığı yapan cemaate karşı en net tutumu takınan kamu emekçilerinin mücadele örgütüdür.  KESK söz konusu yapının hem kamuda hem toplumsal yapıda yarattığı tahribata dikkat çekmekle kalmayıp buna karşı mücadele etmiş bir konfederasyondur.

OHAL de KESK neden hedef alınmıştır? 4.006 KESK’li neden KHK’lerle ihraç edilmiş, binlercesi açığa alınmıştır?

Çünkü biz KESK olarak;

  • Kurulduğumuz günden bugüne milyonlarca yurttaşın yararlandığı kamu hizmetlerinin piyasaya açılarak tasfiye edilmesine,
  • Kamu emekçilerinin kısmi iş güvencesinin ortadan kaldırılarak siyasal iktidarların gönüllü kapı kulları haline getirilmesine,
  • Emekçileri bölmek, parçalamak için emek alanına sokulan Truva atı, sarı sendikalara,

Karşı en başından beri mücadele ettik, mücadele etmeye de devam edeceğiz. 

KESK olarak 78 milyon vatandaşın kamu hizmeti alma hakkı için,  3 milyon kamu emekçisinin hak ettiği insanca yaşam için mücadele ediyoruz. İşte bu nedenle en başından beri emek ve demokrasi karşıtlarının hedefinde olduk. Bugün de, 15 Temmuz sonrasında KESK’i “darbe destekçisi” olarak itham edemeyeceklerini bilenler yıllardır kararlılıkla sürdürdüğümüz emek ve demokrasi mücadelemizi “suç” gibi göstermektedir.

Yönetici ve üyelerimizi haksız, hukuksuz tamamen keyfi olarak açığa alınanların, ihraç edenlerin tek bir kriteri vardır. O da başta kamu emekçileri olmak üzere tüm emekçi kesimlerin hak ve özgürlüklerini sınırlayan düzenlemelere seyirci kalmamamızdır. Gerisi lafügüzaftır.

Öte yandan biz darbe ile darbeciler ile mücadele edilmesin demiyoruz. Hukukun en temel kaidesi olan masumiyet karinesinin yok sayıldığı,  isnat edenin suçu ispat yükümlülüğünün yerine suç isnat edilenden suçsuzluğunu ispatlamasının beklendiği, kısacası hukukun en temel normlarının tepe taklak hale getirildiği, OHAL’in tüm emekçilere ve demokratik muhalefete karşı silah olarak kullanıldığı bu garabete artık son verilmesini istiyoruz.

Bir ülkede emeğin haklarını korumanın, kazanımlarını kalıcı hale getirmenin biricik yolu o ülkede demokrasinin, barışın, adaletin, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesinden geçmektedir. Kısacası demokrasinin, adaletin, hukukun ayaklar altına alındığı bir yerde emeğin haklarından bahsetmek mümkün değildir.

Dolayısıyla tüm kamu emekçilerinin güne “acaba bugün de bir KHK çıkacak mı, beni de ihraç edecekler mi” tedirginliği ile başladığı, sendikal hak ve özgürlüklerin alabildiğine sınırlandığı bir ortamda gerçek bir toplu sözleşme yapılması mümkün değildir.

Hele de AKP Genel Başkanı-Cumhurbaşkanı tarafından OHAL’in işçilerin, emekçilerin hak alma mücadelesine set çekmek için sürdürüldüğünün tüm açıklığı ile itiraf edildiği koşullarda gerçek bir toplu sözleşmeden söz etmek mümkün değildir.

Bugün önümüzdeki en büyük engel sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanamaz hale getiren, mali ve sosyal hak kayıpları yaşarken ihraçlarla açığa almalarla bize ölümü gösterip sıtmaya razı etmeyi hedefleyen OHAL-KHK rejimidir.

Bu nedenle KESK olarak iki gün önce Devlet Personel Başkanlığı’na teslim ettiğimiz toplu sözleşme teklifimizde OHAL-KHK rejimine karşı taleplerimiz öncelikli yerini almıştır.

Bu taleplerimizi sıralayacak olursak:   

  • 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişiminin bastırılmasından sonra 20 Temmuz 2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) derhal kaldırılsın.  Anayasaya ve yasalara aykırı olan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) iptal edilsin.
  • OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle herhangi bir hukuki delil ve mahkeme kararı olmadan ihraç edilen tüm kamu görevlileri aynı kadro, unvan ve pozisyonlarında işlerine derhal iade edilsin, İşten el çektirildikleri süre içindeki maddi ve manevi tüm kayıpları telafi edilsin. Bu kişilerden darbe girişimi içerisinde yer aldığı iddiasıyla hakkında ceza soruşturması başlatılıp dava açılanlar dışındaki görevden uzaklaştırma uygulamalarına derhal son verilsin.
  • KHK’larla ihraç edilen kamu emekçilerinin yarıdan fazlası emeklilik için gerekli olan hizmet yılını doldurmuş durumdadır. Emekli Sandığına tabi hizmet süresi emekli aylığı bağlanması için yeterli olan kamu görevlilerine, 5434 sayılı Kanun’un 89. maddesinin 1. fıkrası uyarınca emekli ikramiyesi ödenmesi gerekirken, anılan maddenin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilerek emekli ikramiyesi ödenmemesi biçimindeki uygulamadan vazgeçilsin. Bu kişilerin emekli ikramiyeleri Danıştay kararları doğrultusunda ödensin.
  • Seçilmişlerin yerine atanan kayyum uygulamalarına biran evvel son verilsin, belediye başkanları göreve iade edilsin.

Bu talepler sadece Devlet Personel Başkanlığı’na ya da Çalışma Bakanlığı’na sunulmuş bir teklif değildir. Demokrasiden, adaletten, hukukun üstünlüğünden yana olan başta kamu emekçileri olmak üzere tüm halkımıza bir davettir.

Yıllardır çıkarılan torba yasalarla, Kanun Hükmünde Kararnamelerle sınırlanan iş güvencemiz OHAL-KHK rejimi ile fiili olarak ortadan kaldırılmıştır.

Bugün iş güvencemizin yasal düzenlemeler yapılarak OHAL sonrasında kalıcı bir şekilde kaldırılması hedeflenmektedir. Kamu emekçileri güvencesiz, esnek, performansa dayalı bir istihdama mahkum edilerek hükümete biat eden kapı kullarına dönüştürülmek istenmektedir. Devletin resmi rakamları göreceli daha güvenceli, kadrolu istihdamdan taşeron, sözleşmeli, güvencesiz istihdama kayışı net olarak ortaya koymaktadır.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere 2007 yılında kamuda sigortalı taşeron işçi sayısı 6.213’tür.  Kamudaki taşeron işçi sayısına ilişkin elimizdeki son resmi rakam Ekim 2014’te dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in bir soru önergesine verdiği 781.000 rakamıdır. Buna göre 10 yıllık dönemde taşeron işçi sayısı 125,7 kat artmıştır. Öte yandan Çalışma Bakanı’nın söz konusu soru önergesine verdiği cevaba göre 2004 yılında kamudaki taşeron işçi sayısı 3.183’tür. Bu durumda son 13 yılda kamudaki taşeron işçi sayısı 245 kat artmıştır.

Bu rakamlar taşeron cumhuriyeti söyleminin bir iddia değil, yaşanan gerçeğin tam da kendisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün itibari ile kamuda kaç taşeron işçi olduğuna dair resmi bir rakam yoktur. Ancak taşeron işçilerine kadro vaat edildiği 2015 yılı genel seçimleri öncesinde devlet yetkileri tarafından sayının en az 750 bin civarında olduğu ve bunların yarıya yakının kamu emekçileri tarafından görülmesi gereken asli ve sürekli işleri yaptığı kaydedilmiştir.

 

 

Tablo:1- Kamuda Çalışanların Yıllar İtibariyle İstihdam Şekillerine Göre Dağılımı

Yıllar Memur

(4A)

Sözleşmeli Personel

(4B)

Taşeron İşçi

(Sigortalı)

2007 2.077.669 223.812 6.213
2008 2.073.079 252.605 7.331
2009 2.092.626 302.948 7.951
2010 2.159.013 301.382 19.245
2011Haziran 2.181.556 331.702
2011 Aralık 2.416.159 169.282 44.930
2012 2.582.123 178.222 249.862
2013 Haziran 2.541.681 200.298
2013 Aralık 2.719.967 105.284 590.287
2014 2.826.113 121.254 781.000*
2015 2.894.091 149.133
2016 2.854.243 180.377
2017 2.848.696 188.145

Kaynak: BÜMKO, DPB

Benzer bir durum sözleşmeli istihdamda yaşanmaktadır. Yine aynı tabloya göre 2007 yılında 223.812 olan sözleşmeli personel sayısı  %48,2 artarak 2011 yılı Haziran ayında 331.702’e çıkmıştır. Aynı dönemde 2.077.669 olan kadrolu kamu emekçisi sayısı ise sadece %4,76 artarak 2.181.556 olmuştur.

2011 genel seçimleri öncesinde, 4 Haziran 2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 632 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sözleşmeli personelin yarısına yakın bir bölümü ‘seçim yatırımı’ olarak kadroya geçirilmiştir. Bu nedenle sözleşmeli sayısı 2011 yılı Aralık ayı itibari ile 169.282’e düşmüştür. Sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi ile birlikte kadrolu kamu emekçisi sayısı 2011 yılı Aralık ayı itibari ile 2.416.159’e yükselmiştir. Ancak AKP iktidarı 2011 yılından sonra da kadrolu değil, seçim yatırımı olarak kullanmak için sözleşmeli istihdam alımını sürdürmüş, sözleşmeli sayısı 2013 Haziran ayı itibari ile 200.298’e çıkmıştır.

30 Mart 2014 tarihinde gerçekleştirilen yerel seçimleri öncesinde, 2 Ağustos 2013’te Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6495 sayılı Torba Yasanın 9. Maddesi ile sözleşmelilerin yaklaşık yarısı seçim yatırımı olarak bir kez daha kadroya alınmıştır. Yine sözleşmeli alımına devam edilmiş, 2017 yılı Ocak ayında sözleşmeli sayısı 188.145’e çıkmıştır. Elimizde resmi bir veri bulunmamakla birlikte özellikle OHAL sonrasında her kurumun kadrolu değil, sözleşmeli alım yaptığı, dolayısıyla sözleşmeli istihdamın katlanarak arttığını tahmin etmek zor değildir.

 

Değerli Basın Emekçileri

Kamu emekçilerine sadece taşeron ve sözleşmeli istihdamla değil, performans ve esnek çalışma biçimleriyle,  kamuya alımlarda ve görevde yükselmelerde torpil ve kayırmanın diğer adı mülakatın yaygınlaştırılması başta olmak üzere kariyer ve liyakat ilkelerini ortadan kaldıran her türlü ayrımcılıkla güvencesizlik dayatılmaktadır.

Hemen her gün en tepeden en aşağıya hükümet yetkilileri tarafından, kamu emekçilerinin sınırlı iş güvencesini hedef alan açıklamalar yapılmakta,  15 Temmuz darbe girişimi bile kamu emekçilerinin iş güvencesine bağlanmaktadır.

Buradan tekrar altını çiziyoruz. Anayasaya ve 657 sayılı yasaya göre kamu emekçilerinin mutlak bir iş güvencesi yoktur.  Her çalışan gibi kamu emekçilerine de işlediği fiile göre uyarı cezasından memuriyetten çıkarmaya uzanan disiplin cezaları verilmektedir.

Kamu emekçisinin iş güvencesi,  hakkında bir suç isnadı olduğunda savunma ve idari yargıya başvurma hakkından ibarettir. En önemlisi kendini savunma ve yargıya başvurmaktan ibaret bu güvence kamu emekçileri olarak bizlerin şahsına değil, kamu hizmetlerinin vatandaşlara eşit ve tarafsız sunulabilmemiz için verilen bir güvencedir. Kısacası kamu emekçilerinin iş güvencesi milyonlarca vatandaşın eşit, tarafsız, ulaşılabilir, piyasa fiyatlarından görece korunaklı bir kamu hizmeti almasının güvencesidir. Bu nedenle sorun sadece kamu emekçilerinin değil,  başta özel sektörden hizmet alma imkanı bulunmayan dar gelirli yurttaşlar olmak üzere milyonların sorunudur.

İşte bu nedenle KESK olarak her dönem olduğu gibi bu dönem de TİS taleplerimizin başında herkese güvenceli iş ve gelecek ana talebimiz ve bunu tamamlayan taleplerimiz yer almaktadır.

Söz konusu taleplerimizi aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

  • Özelleştirilmeler durdurulsun. Sözleşmeli, taşeron esnek kuralsız çalışma yasaklansın.
  • Çalışanları bölen, iş ve ücret güvencesini tehdit eden her türlü istihdam biçimi kaldırılsın.
  • Esnek, kuralsız, performansa göre çalışmaya-ücretlendirmeye son verilsin.

Tüm kamu emekçilerinin iş ve ücret güvencesinin teminat altına alınması için

  • 4/A kadrosunun iş ve ücret güvencesini tehdit eden, sınırlayan yasal düzenlemeler kaldırılsın,
  • Sözleşmeli statüde çalıştırılanlar 4/A kadrosuna alınsın.
  • Geçici personel yani 4/C’liler kamuda asli ve sürekli işler-görevler yapmasına rağmen taşeron firma bünyesinde çalıştırılanlar isteklerine bağlı olarak ya işçi (4/D) ya da 657 sayılı DMK’nun 4/A kadrosuna alınsın.
  • Özel kanunlarına göre sözleşmeli çalışanlar isteklerine göre kadroya alınsın
  • Kadrolaşma, sürgün, rotasyon, soruşturma, mobbing, mülakat gibi ayrımcılık yaratan bütün uygulamalara son verilsin.
  • Kamu hizmetleri işletmecilik esaslarına göre değil, toplumsal fayda gözeterek sağlansın. Herkese parasız, eşit, nitelikli, ulaşılabilir ve anadilinde kamu hizmeti verilsin.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Kamu emekçileri sadece özlük haklarında değil, mali ve sosyal haklarında da kayıplar yaşamaya devam etmektedir. Hükümetle yandaş konfederasyon yönetimi arasında, yıllardır çarpıtılan enflasyon rakamlarının temel alındığı,  toplu sözleşme demeye dilimizin varmadığı mutabakatlarla kamu emekçileri yoksulluk sınırından gittikçe uzaklaştırılmış açlık sınırına itilmiştir.

Öte yandan TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyonla, sokakta-çarşıda-pazarda yaşadığımız gerçek enflasyon arasında en az yarı yarıya bir fark olduğunu bu ülkede çocuklar dahi bilmektedir. Dar gelirli tüm kesimler, asgari ücretli, emekli, kamu emekçisi bu farkı her gün gittikçe eriyen maaşlarında, ücretlerinde iliklerine kadar zaten yaşamaktadır.

Her şeyden önce TÜİK’in resmi enflasyonu toplumun alt ve üst gelir grupları arasındaki farkı görmezden gelmektedir.  12 ana harcama grubunda, temel alındığı hesaplamada enflasyonun multi milyarder için de asgari ücretli için de aynı oranda olduğu varsayılmaktadır.

Oysa içinde kamu emekçileri olarak bizimde bulunduğumuz toplumun alt gelir grupları ellerine geçen paranın büyük bölümünü gıda, kira-barınma, ulaşım giderleri için kullanmaktadır. Buradan kısabildiğini önce eğitime, sağlığa ayırmaktadır. En son giyime, eğlenceye harcama yapabilmektedir. Buna rağmen TÜİK hesaplamalarında ana harcama grubunda yer alan “Gıda ve Alkolsüz İçecekler”, “Konut, “Ulaştırma” gruplarının ağırlığını düşürerek yaşanan gerçek enflasyonu perdelemektedir.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere dar gelirlilerin harcamalarında önemli yeri olan gıdanın payı son altı yılda %27,6 dan %21,77’ye düşürülmüştür. Konut-kira giderinin ağırlığı ise  %16,83 ten %14,85’e çekilmiştir.

 

Tablo 2: Enflasyon Hesabında Harcama Gruplarının Endeksteki Ağırlığı (%)

Ana Harcama Grubu 2010 2014 2016 2017
Gıda ve Alkolsüz İçecekler 27,6 24,45 23,68 21,77

 

 

 

Alkollü İçecekler ve Tütün

 

5,31 5,29 4,98 5,87
Giyim ve Ayakkabı 7,3 7,17 7,43 7,33
Konut 16,83 16,41 15,93 14,85
Ev Eşyası 6,78 7,52 8,02 7,72
Sağlık 2,55 2,44 2,66 2,63
Ulaştırma 13,9 15,54 14,31 16,31
Haberleşme 4,94 4,7 4,42 4,12
Eğlence ve Kültür 2,83 3,36 3,81 3,62
Eğitim 2,48 2,26 2,56 2,69
Lokanta ve Oteller 5,51 6,58 7,47 8,05
Çeşitli Mal ve Hizmetler 3,97 4,28 4,73 5,04

 

Bu nedenle TÜİK’in resmi enflasyon rakamları yerine açlık ve yoksulluk sınırını temel almak daha gerçekçidir.

Biz KESK olarak toplu görüşmeler döneminden beri ısrarla kamu emekçileri için asgari temel ücret belirlenmesini, bunun için konfederasyon temsilcileri ile Kamu İşveren Heyeti temsilcilerinin eşit sayıda katılımıyla bir Asgari Geçim Standardı Tespit Komisyonu oluşturulmasını talep ediyoruz. Söz konusu komisyonun 4 kişilik bir aile için kira, yakıt, çocuk ve aile yardımı hariç asgari bir temel ücret belirlemesi talebimiz bugüne kadar karşılıksız kalmıştır.

2017 Haziran ayı itibari ile dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.510 yoksulluk sınırı ise 4.925 TL’ye dayanmıştır. KESK bu dönemde de en düşük maaş alan kamu emekçisinin maaşının yoksulluk sınırına çekilmesini esas almıştır. Bu nedenle en düşük maaş alan kamu emekçisinin maaşının kira, yakıt, çocuk ve aile yardımı hariç 3.450 TL’ye çıkarılmasını talep ediyoruz.

AKP döneminde,  maaşları TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon rakamları ile eriyen kamu emekçileri ek olarak siyasi iktidarın yıllardır övündüğü büyümeden de pay alamamıştır. Bu nedenle kamu emekçileri son 15 yıllık dönemde en az %50’lik bir kayba uğramıştır. Bu kaybın karşılanmadığı hiçbir artış oranı kamu emekçilerinin alın terinin ve emeğinin karşılığı olmayacaktır.

Bunu için 3.450 TL olarak belirlediğimiz kamu emekçilerinin asgari temel ücretine 2018 yılı için, kira yardımı olarak aylık 427 TL, aile/eş yardımı olarak aylık 350 TL, çocuk yardımı olarak 350 TL,  brüt asgari ücret tutarında yılda iki ikramiye ve ulaşım için aylık abonman bilet ücreti, eklenmesini, yemek ücreti verilmeyen kamu emekçilerine aylık 335 TL yemek ücreti ödenmesini talep ediyoruz.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Kamu emekçilerinin yıllardır çözülmeyen temel sorunlarından biri de artan oranlı gelir vergisi dilimleridir.

Yıllardır sermayeden, patronlardan alınmasında vazgeçilen verginin ücretli-maaşlı kesime yıkılması politikası sürdürülmektedir.

Sermayeye, büyük patronlara, yandaşlara, kara para aklayanlara her türlü vergi, teşvik kolaylığı sağlanırken sıra emekçi sınıflara gelince artan oranlı gelir vergisi tarifesi devreye sokulmaktadır. Aşağıda yer alan Gelir Vergisi Tarifelerinden görüleceği üzere gelir vergisi kesilen brüt kazanç dilimi üst sınırlarındaki artışlar enflasyonun çok altında tutularak, kamu emekçilerinin bir üst gelir vergisi dilimine her yıl daha erken girmesine, dolayısıyla maaşından kesilen gelir vergisi tutarının artırılması yoluna gidilmiştir.

Bu haksızlığın giderilmesi için toplu sözleşmede;

  • Gelir Vergisi Kanunu’nda değişiklik yapılmasını, kamu emekçisinin maaşı içinden Asgari Ücret tutarı istisna edilerek kalan tutardan her ay için sadece en düşük gelir vergisi oranın uygulanmasını, artan vergi dilimi oranı uygulamasından vazgeçilmesini talep ediyoruz.

 

Değerli Basın Emekçileri

Kamu emekçileri emekli olduklarında ellerine geçen tutar çalışırken aldıkları tutarın neredeyse yarısına kadar inmektedir. Çünkü kamu emekçilerinin ek ödemeleri emekliliğe yansıtılmamaktadır. Yıllarca kamuya hizmet veren emekliler adeta sefalete itilmektedir.

  • Bu haksızlığın artık son bulması için toplu sözleşmede tüm ek ödemelerin emekliliğe ve emekli aylığına yansıtılmasını talep ediyoruz.
  • Ek ödemeleri düzenleyen 666 Sayılı KHK ile yaratılan ücret adaletsizliği ve mağduriyetlerin giderilerek, aynı unvanda farklı kamu kurumlarında çalışan tüm kamu emekçilerine eşit ücret ödenmesini,
  • Yıllardır süren ek gösterge adaletsizliğinin sona ermesi için tüm kamu emekçilerinin ek göstergelerinin 3600’e, önlisans mezunu olanların 3000’e çıkarılmasını,
  • Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışanların öğrenim durumlarına göre diğer hizmet sınıflarına bir defaya mahsus olmak üzere sınavsız atanmalarının sağlanmasını, ek göstergesi olmadığı için en çok mağdur olan bu sınıfa da ek gösterge cetveli çıkarılmasını talep ediyoruz.

 

Değerli Basın Emekçileri

Hayatın her alanında çifte sömürüye tabii tutulan kadın kamu emekçileri kamu alanında da onlarca sorunla karşı karşıyadır. Her dönem kadın kamu emekçileri mücadelesine öncülük eden konfederasyonumuz toplu sözleşmede;

Kadın kamu emekçilerine; çalışma yaşamında uygulanan ayrımcılık, mobbing, baskı ve şiddete son verilmesini, uygulayanlar hakkında etkili cezai yaptırımlar getirilmesini İstihdam, terfi ve unvan değişikliklerinde cinsiyet eşitliği sağlanmasını talep etmektedir.

Görevi yeni devir alan kadın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın kadınların ağırlaşan sorunlarına ilişkin taleplerimize kayıtsız kalmayacağına inanmak istiyoruz.

Bu taleplerimize ek olarak diğer bazı taleplerimizi şöyle sıralayabiliriz.

  • Talan fonu olan Varlık Fonu lağvedilmelidir.
  • Yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası yapılmalı. Ayrımsız tüm çalışanlara uygulanmalıdır. Meslek hastalıkları tanımlanmalıdır.
  • En az 50 çalışanın bulunduğu işyerlerinde ücretsiz nitelikli anadilinde hizmet verecek kreş ve bakımevleri açılmalıdır.
  • Emekçileri hukuksuzca işten çıkaran, iş barışını bozan, imzalanmış TİS’leri bile tek taraflı fesheden, seçilmişlerin yerine atanmış kayyumlar geri çekilmeli, görevi asli sahiplerine bırakmalıdırlar!
  • Gerici/mezhepçi eğitime karşı bilimsel, demokratik, özgürlükçü, laik ve anadilinde eğitim hakkı sağlanmalıdır!

 

Değerli Basın Emekçileri,

Konfederasyonumuzun ve bağlı sendikalarımızın tüm talepleri Devlet Personel Başkanlığı’na iletilmiş olup burada sadece bazı temel taleplerimizi ifade etmeye çalıştık.  Bu talepler sadece KESK’in değil, insanca bir yaşam ve güvenceli bir iş isteyen tüm kamu emekçilerinin talebidir.

Öte yandan bu taleplerin hayat bulmasının yolu grev hakkımızın yasal güvence altına alındığı, başta Uluslar arası Çalışma Örgütü temel sözleşmeleri olmak üzere ülkemiz tarafından onaylanan sözleşmelerin gereği evrensel nitelikli gerçek bir toplu sözleşme sisteminin hayata geçirilmesi ile mümkündür. Bunun için artan baskılara rağmen konfederasyonumuz kamu emekçilerinin grevli toplu sözleşme hakkı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.

Hükümetin önerdiği rakamların bile altına imza koyup tarihi başarı nutukları atan, sadece kendilerine üye olanlar için toplu sözleşme ikramiyesinin katlanmasını isteyen, emeğin saflarına Truva atı rolü oynamak için yerleştirilen sendikamsı yapılar kamu emekçilerinin temel sorunlarını bugüne kadar çözememiştir. Bundan sonra da çözmesi mümkün değildir.  Sığındıkları iktidarın gölgesinden attıkları nutuklar bu gerçeği değiştiremez. Onlar bugüne kadar hükümetle vardıkları her mutabakatla kamu emekçilerine kaybettirdiler. Biz ise üzerimizdeki artan baskılara rağmen bağlı sendikamız ESM’nin 2015 yılında kazandığı dava ile kamu emekçilerinin 30 yıl üzeri angarya çalışmasına son verdik.  Kamu emekçilerine 30 yılı aşan her hizmet yılı için, derece ve kademlerine göre 1.700 ile 4.000 TL arasında ikramiye farkı aldık.

KESK olarak her zaman halktan toplanan kaynakların halk için kullanılması için mücadele ettik. İşyerlerinde ve alanlarda emekçilerin temsilcisi olarak bu talebi yükselttik. Bu toplu sözleşme döneminde de kamu emekçilerinin haklarının hükümet ve yandaş konfederasyon yönetimi tarafından yok sayılmaması için mücadeleye devam edeceğiz.

Bu kapsamda;

  • 28 Temmuz Cuma günü işyerleri önünde yapılan basın açıklamalarıyla birlikte TİS masaları kuracağız. 5 Ağustos 2017 tarihine kadar işyerleri önlerinde ve kentin işlek meydanlarında TİS taleplerimizi içeren bildirilerimizi dağıtacak, kamuoyunu ve diğer emekçileri bilgilendireceğiz.
  • Kadın TİS taleplerimizi görünür ve etkin kılınması amacıyla işyerlerinde kurulacak TİS masalarımızdan biri mor masa olacak ve bu masada özgün kadın taleplerimiz dillendirileceğiz.
  • Toplu sözleşme görüşmelerinin başlayacağı 1 Ağustos Salı günü, başta KESK Danışma Meclisi üyelerimiz ve ihraç edilen üyelerimiz olmak üzere Çalışma Bakanlı’ğının önünde taleplerimizi bir kez daha haykıracağız.

 

Değerli Basın Emekçileri,

Son olarak bu ülkenin alın teri ile geçinen tüm kesimleri gibi tüm kamu emekçilerinin de insanca bir yaşamı hak ettiğini vurgulamak istiyoruz.  Toplu sözleşmeye ilişkin taleplerimizi sıralarken zannedilmesin ki asgari ücretlinin, işçinin, özel sektör çalışanlarının halini bilmiyoruz.

Şimdi bizleri işçi-memur, kadrolu-sözleşmeli, kadın-erkek, şu veya bu partili gibi karşı karşıya getirmeyi hedefleyenlere karşı omuz omuza olma vaktidir.

Kendisini işçi sınıfının bir parçası olarak gören konfederasyonumuz emeğin ortak mücadelesinde üstüne düşeni yerine getirmeye devam edecektir.

Bunun için, öncelikle, sendikalı olsun olmasın, tüm kamu emekçilerini daha sonra kıdem tazminatına göz konulan işçileri, asgari ücretlileri, alın teri ile yaşam mücadelesi verip emeğinin karşılığını alamayan tüm çalışanları emeğin ortak birleşik mücadelesini büyütmeye, geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz.

 

 

 

Paylaş:

Yorumlar kapatıldı.

Paylaş