KESK HAKKINDA

KESK HAKKINDA

Paylaş:

KESK Tarihi | BelgeselKESK TarihçesiYürütme Kurulu

                                               

CUMHURİYET’TEN 1965’E KADAR KAMU EMEKÇİLERİNİN ÖRGÜTLENME SÜRECİ

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kamu emekçilerinin örgütlenmesi ve sendikalaşması işçilerden daha sonra başlamıştır.

1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı döneminde nitelikli insan gücünü oluşturanların bir bölümü savaşlar sırasında ölmüş, bir bölümünü oluşturan Ermeni ve Rumlar ülkeden ayrılmıştı. Bu nedenle nitelikli işgücüne olan gereksinim artmıştı.

Bu koşullarda nitelikli işgücüne sahip olanlara maddi ve manevi ayrıcalık tanınmıştır. Bu dönemdeki memurlar klüpleri, yardım sandıkları ve kooperatifleri ile kendilerini diğer çalışanlardan ayırmışlardı. Bunun yanında çalışma süreleri, yıllık izin süreleri, ücretlerinin düzeyi, iş güvencesi ve sosyal güvenlik bakımından itibarlı ve ayrıcalıklı idiler. Örneğin; 1931 yılında memurların faal nüfus içindeki oranı yüzde 1.2 iken, milli gelirden aldıkları pay yüzde 7.1’dir.

Diğer yandan 2. Dünya Savaşı yıllarında piyasada zor bulunan ve karaborsada bulunan kimi mallar memurlara düşük fiatla veriliyor ya da dağıtılıyordu.
Nitelikli ve az bulunan emeğe sahip bu kesim örgütlenme gereksinimi duymadan önemli haklar elde ettiler. Bu nedenlede siyasal iktidarların yanında yer aldılar ve işçilerle diğer emekçi kesimlerden iyice ayrışarak, onların hedefi durumuna geldiler.

1950 öncesi memurlar sahip oldukları ayrıcalığında etkisiyle işveren gibi davranıyorlardı. Diğer yandan bu ekonomik ayrıcalık bazı bürokratların sermaye birikimine bile yol açmış, memuriyetten özel kesime geçenler olmuştur. Ülkemizde memurlar öncelikle tüketim kooperatifleri ve memur dernekleri kurdular. İlk memur sendikası, 1908 yılında II. Meşruiyetin ilanından sonra birden yaygınlaşan sendikalaşma ve grev hareketleri döneminde olmuştur.

1926 yılında kabul edilen 788 Sayılı Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanun’da veya başka bir yasada ve hukuksal düzenlemede memurların sendikalaşmasını yasaklayan bir hüküm olmamasına karşın, her hangi bir sendikal örgütlülük yaratılmamıştır.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş dönemlerinden başlayarak devletin “memur” statüsünde çalışanlara tanıdığı ayrıcalıklı durum ve 1950’lere kadar devletin memurlara sağladığı olanaklarla birlikte memurlar devletle özdeşleşmişti.

1923-50 döneminde bilinen tek grev Samsun, Adana ve Trabzon telgraf memurlarının 1925 yılında maaşlarının arttırılması talebi ile yaptıkları grevdir. Grevciler İstiklal Mahkemesine verilmiş, yargılama sonucunda Adana’dakilerin tümü beraat ederken, Samsun’dan 5 ve Trabzon’dan 1 telgrafçı cezalandırılmış, diğerleri beraat etmiştir.

II. Dünya savaşından sonra ve özellikle 1950’den sonra memurlar bu ayrıcalıklı konumlarını giderek yitirmeye başladılar. Bu yıllarda okumuş insan sayısı arttı ve okumuşluk bir özellik olmaktan çıktı. Memurların ayrıcalığı olan sosyal güvenlik gibi haklar işçilerede yaygınlaştırıldı.

Burjuvazinin gelişimine paralel olarak ekonomik gücü elinde bulunduran, burjuvazinin siyasal iktidar üzerindeki egemenliğin artması, memurların eski itibarlarının azalması nedenlerindendir.

Demokrat Parti döneminde genel olarak memurların toplumsal itibarı ve gerçek gelirleri gerilemiştir. Ancak bu yıllarda büyük miktarda yatırım yapıldığından teknik insan gücüne gereksinim artmıştı. Bu nedenle DP iktidarı teknik personele bazı ayrıcalıklar tanımayı sürdürdü ve bunun için teknik personel kararnamesi çıkardı.

Ancak 70’li yıllarda bu statüde ortadan kalktı ve kamuda çalışan işçilerin gerçek gelirleri memurların gerçek gelirlerini aştı.

Bu dönemlere kadar kamu çalışanlarının sendikalaşmamasının en önemli nedeni kendilerine tanınan ayrıcalıklardır.

1965-71 DÖNEMİNDE SENDİKAL ÖRGÜTLENME

Ülkemizde “memur”, “sözleşmeli personel” adı altında istihdam edilen kamu emekçileri cumhuriyet tarihi boyunca 1960’lara kadar cemiyet, birlik ve dernek şeklinde örgütlenmişlerdir. Sendikal örgütlenmesinin birinci dönemi ise 1961 Anayasası’nın tanıdığı örgütlenme hakkının hayata geçirilmesiyle başlamıştır. 1961 Anayasası’nın 46. maddesi, “İşçi niteliği taşımayan kamu hizmeti görevlilerinin de” önceden izin olmaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma hakkını kabul emiştir. Bu çerçevede “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” 08.06.1965 yılında 624 Sayılı Yasa ile çıkarılmıştır.

624 Sayılı Kanun, kamu çalışanlarına grev ve toplu sözleşme hakkı tanımamakta, yalnızca örgütlenme hakkını tanımaktadır. Kanun, sendikaların üyeleri adına toplu sigorta sözleşmeleri yapabileceğini ve çeşitli konularda görüş bildirileceğini belirtmiştir. Bu kanun sonrasında 658 sendika kurulmuş ve kamu emekçilerinin yarıya yakını bu sendikalara üye olmuştur.

Bu dönemde faaliyette bulunan sendikal örgütlenmelerden, eğitim emekçilerinin örgütlendiği Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) dışında hiç bir örgütlülük günümüze yansıyan, tarihte derin izler bırakacak bir sendikal birikim ve mücadele deneyimi taşıyamamıştır.

12 Mart 1971 darbesi sonucu kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmesi yasaklanmış ve mevcut sendikalar kapatılmıştır. Daha sonra kamu emekçileri çeşitli dernekler bünyesinde örgütlenmelerini devam ettirmişlerdir.

12 Eylül askeri darbesi öncesi dernek çatıları altında çalışmalarını yürüten kamu emekçileri, o dönemlerde de demokrasi mücadelesinde etkin olarak yer almışlar ve demokratik toplumsal muhalefetin önemli bir bileşeni olmuşlardır.

1980 SONRASI SENDİKAL ÖRGÜTLENME

12 Eylül 1980 askeri darbesi ile toplumun diğer emekçi ve sistemin muhalif kesimleri gibi kamu emekçileri de ekonomik, sosyal ve siyasal hak kayıplarına uğratılmış, zora, şiddete ve sindirmeye dayalı baskı altında tutularak örgütsüzleştirme politikalarına maruz kalmışlardır. 1985 yılında bilim insanlarının kamu emekçilerinin sendikal örgütlenmelerinin ve sendika kurmalarının önünde Anayasal bir engel olmadığı, Uluslararası Sözleşmelerin ve 1982 Anayasası’nın 90. maddesinin kamu emekçilerine sendikal örgütlenme hakkı tanıdığı yönünde yapılan yorumlar ve açılımlar kamu emekçilerinde yankısını bulmuş, sendikal örgütlenme çalışmalarının yönlendirilmesine katkısı olmuştur. 1980 sonlarında kamu emekçileri bir taraftan yaratmış olduğu derneklerle sendikal örgütlenme faaliyetlerini yürütürken, diğer taraftan da eylem ve güç birlikleri oluşturarak kendi ekonomik ve sosyal haklarına sahip çıkma temelinde eylemli bir sürece girmişlerdir.

Kamu emekçileri 1987 yılından itibaren mesleki örgütlenmelerde sendikalaşmayı tartışmaya başladılar. Bunun için Sendika Yürütme Komisyonları (SYK) oluşturdular. SYK’ların önderliğinde telgraf çekme eylemleri, yemek boykotları, kitlesel basın açıklamaları, paneller, kapalı salon toplantıları gibi etkinliklerde bulundular. Bu dönemde nasıl bir sendika sorusunda yanıtlanmaya çalışıldı. Genel yönelim, işkolu temelinde örgütlenmiş, grevli-toplu sözleşmeli sendika oldu.
1987-1990 yılları arasında 12 Eylül döneminin egemen kıldığı yasaklar psikolojisi kırılmaya ve geleneksel “memur” kültürü ve davranışını aşmayı hedefleyen çalışmalar yürütüldü. Kamu emekçileri bu dönemde sürdürülen faaliyetin merkezileşmesi ve güçbirliği oluşturulması için Kamu Çalışanları Platformunu (KÇP) oluşturdular.

SENDİKALARIN KURULMASI

İlk olarak 28 Mayıs 1990 yılında eğitim emekçileri EĞİTİM-İŞ’i (Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) kurdu. Ardından EĞİTİM-SEN (Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası) ve TÜM BEL-SEN (Tüm Belediye Memurları Sendikası)den başlayarak çok sayıda sendika kitlesel başvurularla kurulmaya başlandı. Hakların örgütlü mücadele ile alınabileceği inancı giderek tüm kamu emekçilerinde yankı bulmaya başlamıştı.

Yıllık hak kayıplarını telafi etmek için alanlara çıkan işçilerin 89 Bahar Eylemleri olarak bilinen eylemlilikleri bu süreci hızlandıran temel etkenlerden biridir.
1990-91 yılları sendikaları kurma ve yaşatma yılları olarak tanımlanabilir. Bu dönem baskılarla ilk karşılaşılan yıllar olmuştur. Kurulan sendikaların tümü hakkında kapatma davaları açılmış, bazı yöneticiler geçici sürelerle görevden uzaklaştırılmış ve sendikalar mühürlenmeye başlamıştır. Ancak devletin bu baskısı karşısında kamu emekçileri geri adım atmamışlardır. Bir yandan hukuksal alanda girişimlerini sürdürüken, diğer yandan fiili ve meşru temelde mücadelelerine devam etmişlerdir. Sendikaların mühürleri sökülerek çalışmalar sürdürülmüştür.

Sendikaların kurulmasıyla birlikte Sendika Yürütme Komisyonlarının işlevide bitmişti. Bunun yerine 24.02.1990 tarihinde 7 sendika Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu’nu (KÇSP) oluşturdular. KÇSP Haziran 1992’de yapılan 79. ILO Uluslararası Çalışma Konferansına iletilmek üzere ILO Genel Direktörüne bir rapor göndererek sendikal hakları baskı altına alan uygulamalarla ilgili örnekler verdi.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimlerde bütün siyasi partiler, seçim bildirgeleri ve propagandalarında “kamu çalışanlarına sendika kurma hakkı tanıyacaklarını” işlediler. Seçim sonrasında kurulan SHP-DYP Koalisyon Hükümeti programında, kamu çalışanlarının sendika kurabileceklerine dair gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağı vaat ediliyordu.

Bu dönemde “işçi sendikalarının kamu çalışanları mücadelesine destek vermemesinin yarattığı zemin kamu çalışanları sendikalarında ayrı sendika yasası talebinin öne çıkmasına neden olmuştur.

Bu süreç yaşanırken 26 Ocak 1991 tarihinde 12 Eylül sonrasının ilk mitingi “Kamu Çalışanları Sendikal Haklar Mitingi” adıyla İstanbul’da düzenlendi.
20 Şubat 1991 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından Valiliklere gönderilen bir yazıda çeşitli gerekçeler ileri sürülerek, kamu emekçilerinin sendika kurma girişimlerinin “yürürlükteki mevzuata aykırı” olduğu bildirildi. Bu genelge ile baskılar ve kurulan sendikalara yönelik kapatma girişimleri daha da arttı.
Sendikalar kuruluş için valiliklere başvurduğunda, valiler bildirimleri kabul etmemeye başlayınca, sendikacılarda PTT aracılığıyla bildirimde bulunmaya başladı. Bu şekilde yapılan engelleme girişimleri başarıya ulaşamayınca bu kez kurulu sendikaların kapatılması istemiyle davalar açılmaya başladı. Ancak tüm davalar sendikaların lehine sonuçlandı.

Hükümetlerin çalışmaları engellemeye yönelik diğer bir çabası sendika genel kurullarını yaptırmama şeklinde sürdü.

EĞİTİM-İŞ sendikası tarafından İçişleri Bakanlığının yasakçı genelgesinin iptaline ilişkin dava 1992 yılında kabul edilerek, önemli bir hukuksal başarı elde edildi.

BİRİNCİ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

Koalisyon hükümetinden beklenen adımların atılmaması üzerine kamu çalışanları sendikaları daha sonraları tekrarlayacakları “Ankara Yürüyüşü”ne hazırlandılar. Kurulu bulunan sendikaların taraf kabul edilerek gerekli yasal düzenlemelerin yapılması talebiyle “zirve” önerdikleri Çalışma Bakanlığı’ndan yanıt alamayan sendikalar, üye formları ve dilekçeleriyle, Çalışma Bakanlığı’nın önünde kitlesiyle birlikte toplanıp “yetki” talebinde bulunacaklardı.

15 Haziran’da çeşitli illerden başlayarak 1 hafta süren yürüyüş sonucu, 22 Haziran 1991 tarihinde Çalışma Bakanlığı önünde yapılan eyleme 20.000 kamu çalışanı katıldı. Sendikaların taraf kabul edilerek yasal düzenlemenin yapılması, hükümetin toplu sözleşme masasına oturması talepleri ekseninde yapılan eylem, bakanların gerekli girişimlerin yapılacağı vaatlerinde bulunmalarıyla sona erdi.

Haziran eyleminde, hükümetin verdiği sözleri yerine getirecek adımlar atmaması nedeniyle, kamu çalışanları ilk kez iş bırakmaya yöneldi.

15 Temmuz 1992’de “Hak Direnişi” olarak gerçekleştirilen ilk iş bırakma eylemi, kamuoyu, medya ve siyasi partilerden büyük destek buldu.

1992 yılının son aylarında kamu çalışanları sendikal hareketi meşruluğunu pekiştirecek kimi hukuksal kazanımları da sağladı. Sendikalar mahkeme kararlarıyla genel kurullarını gerçekleştirdiler. 2911 ve 657 sayılı yasaları ihlal etme gerekçesiyle açılmış davalar beraat kararlarıyla sonuçlandı. Otuz yıldan beri askıda tutulan 87 ve 151 sayılı ILO sözleleşmeleri TBMM’de onaylandı.

Sendikal kadrolara yönelik devam eden baskıların durdurulması, sendikaların taraf kabul edilerek toplu sözleşme ve grev hakkını içeren yasal düzenlemelerin yapılması talebiyle 21 Aralık 1992 tarihinde bir eylem daha gerçekleştirildi. Çeşitli illerde kitlesel basın açıklamaları yapılırken Ankara’da 20 bin kamu çalışanı Zafer Meydanı’nda toplanarak taleplerini içeren sloganlarla Başbakanlığa yürüdü. Sendika yöneticilerinden oluşan bir heyet Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile görüşerek, sendikal faaliyetlerden dolayı uğradıkları baskılar hakkında bilgileri içeren dosyayı İnönü’ye verdiler. İnönü’den “konuyla ilgilenme” vaadi alan sendikacılar heyeti, Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay ile görüştüler. Moğoltay, “konunun uzmanlardan oluşan bir komisyonun sendikalarla ilgili yasa üzerinde çalıştığını ve bu komisyonun çalışmalarına katılmak üzere sendikalardan resmen temsilci isteyecekleri”ni belirtti. Olay çıkmadan sona eren eylem medyada ve kamuoyunda olumlu tepkiler aldı.

Kamu çalışanları sendikaları, 1992 yılını ILO sözleşmelerinin uygulanması, sendikaların taraf olarak kabul edilmesi, baskıların durdurulması, örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkını güvenceye alan yasal düzenlemelerin yapılması için Türkiye çapında bir dizi eylem yaparak geçirdiler.

İKİNCİ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

15.06.1993 tarihinde Başbakan Vekili Erdal İnönü imzasıyla yayınlanan genelge ile yetkililerden “Kamu Görevlilerinin sendika kurma, sendikalara üye olma ve sendikal etkinliklerde bulunmalarının engellenmemesi” isteniyordu. Uğradıkları baskılar karşısında, çözümleyici olmasa da dayanak olarak kullanabilecekleri bir aracı (genelge) kazanan kamu çalışanları, Haziran ayının ikinci haftasından itibaren yeni bir eylem sürecine hazırlanmaya başladılar. Kamu çalışanlarının hükümeti toplu sözleşme masasına davet, ortak çalışanlar yasasının çıkartılması ve bu talepler için kamuoyu oluşturulması amacıyla bir dizi eylem kararı aldılar.
1 Temmuz 1993 tarihinde Türkiye’nin çeşitli illerinden yola çıkan kamu çalışanları 3 Temmuz 1993 günü Ankara’da taleplerini hükümet adına Devlet Bakanları Bekir Sami Daçe ve Yıldırım Aktuna’ya ilettiler. Hükümetten talepleriyle ilgilenileceği sözü alan kamu çalışanları, isteklerinin gerçekleşmemesi durumunda “üretimden gelen güçlerini” kullanacaklarını deklare ederek dağıldılar.

2 Temmuz 1993 tarihinde “Sivas Katliamı” olarak anılan olaylarda ölen aydın, yazar ve sanatçıların cenaze törenlerinde kamu çalışanları sendikaları örgütlü güçleriyle katliamı protesto ettiler.

Hükümetin 3 Temmuz Ankara eylemi sırasında verdiği sözleri tutmaması ve Temmuz ayı maaş zam oranlarını tek taraflı olarak düşük düzeyde belirlemesi kamu çalışanları sendikaları tarafından tepkiyle karşılandı. 15 Temmuz’da Türkiye genelinde telgraf çekme, iş bırakma ve yemek boykotu gibi eylemler gerçekleştirildi. 29-30 Temmuz 1993 tarihlerinde gerçekleştirilen iş bırakma eyleminde sağlanan kitlesel katılım, kamuoyunda geniş yankılar yarattı ve kamu çalışanları sendikalarının yeniden gündeme girmesini sağladı.

Kamu çalışanları Eylül-Ekim aylarında da gündemden düşmediler. 15 Eylül 1993 tarihlerinde bazı illerde “sivil itaatsizlik” olarak anılan sakal bırakma ve kılık kıyafet kurallarına uymama gibi eylemlilikler yapıldı. 15 Ekim 1993 tarihinde Türkiye genelinde, maaşlara yapılan yüzde 12’lik zammı protesto etmek için “psikolojik rahatsızlık” gerekçesiyle toplu vizite eylemleri gerçekleştirildi. Bu eylemlerde ortaya çıkarılan taleplerden biri de hükümetin gündeminde olan grev ve toplu sözleşme hakkı içermeyen yasa tasarısını protesto etmekti. Eylem sonrasında kimi sendikacılar hakkında 2911 sayılı yasaya muhalefet etmekten dolayı dava açıldı.

1993 Aralık ayında, çeşitli illerde yapılan “Demokrasi ve Sendikal Haklar” mitinglerinde grev ve toplu sözleşme hakkı başta olmak üzere sendikal talepler bir kez daha dile getirildi.

OCAK-ŞUBAT AYI EYLEMLERİ VE “COP ZAMMI”

Kamu çalışanları sendikaları, hükümetin gündeme grev ve toplu sözleşme hakkını içermeyen sendika yasa tasarısını ve maaşlara yapılan düşük yüzdelik zamları protesto etmek için eylem hazırlıklarına giriştiler. 13 Ocak 1994’te her sendika özgün durumuna göre iş bırakarak veya yavaşlatarak, toplu viziteye çıkarak kitlesini, merkezi yerlerde yapılacak basın açıklamalarında bir araya getirecekti. Planlandığı gibi gerçekleştirilen eylemlere, Ankara ve Malatya’da polis saldırdı. Özellikle Ankara’da Emniyet Müdürü’nün aleni emirleriyle kamu emekçilerinin coplanması, eylemin daha geniş ölçülerde kamuoyunun gündemine girmesine yolaçtı. Kamuoyunun ve medyanın yoğun tepki verdiği coplanma sonrasında, hükümet memur maaşlarına yüzde 5 ek zam vereceğini açıkladı. Kamu çalışanları arasında “cop zammı” olarak anılan bu gelişme ile kamu çalışanları yaptıkları eylem ile somut bir kazanım elde etti ve hükümet sendika yasa tasarısını hazırlama çalışmalarını hızlandırdı.

13 Ocak sonrasında kamu çalışanları sendikaları hükümet ve partiler nezdinde girişimlerde bulunarak çalışmaları devam eden sendika yasa tasarısının grev ve toplu sözleşme hakkını içermesini istediler. Bu doğrultuda hazırlanan ve Türkiye çapında 1 milyon kişinin imzaladığı dilekçeleri ilgililere sundular. Çalışma Bakanlığı ile yürütülen görüşmeler tıkandı, öngörülen ortak toplantı gerçekleşmedi. Bunun üzerine sendikalar 22 Şubat 1994 tarihinde tekrar iş bırakma, iş yavaşlatma ve toplu vizite eylemlerine başvurdular. Başta İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere çeşitli birimlerde eylemlere katılan kamu çalışanları hakkında soruşturmalar açıldı.

1 Mayıs 1994 mitinglerinde kamu çalışanları sendikaları örgütlü güçleriyle etkili oldular.

AÇLIK GREVİ VE ÜÇÜNCÜ ANKARA YÜRÜYÜŞÜ

Verilen sözlerin tutulmaması ve yeni hak gasplarını içeren 5 Nisan kararlarının açıklanması üzerine sendikalar yeniden eylem hazırlıklarına başladılar. Hükümetin oyalandırıcı tavrına karşı, grevli toplu sözleşmeli sendika hakkını gündemde tutmak ve 5 Nisan kararlarını protesto etmek için 25 Mayıs 1994 tarihinde 22 sendika başkanı Ankara Güven Park’ta açlık grevine başladı. Eylem planına göre açlık grevi üç gün devam edecek, 28 Mayıs’ta Türkiye genelinden Ankara’ya gelen kamu çalışanlarıyla birlikte Başbakanlığa yürüyüş düzenlenecekti. 28 Mayıs gecesi polisin 22 sendika genel başkanı ve 54 kamu çalışanını gözaltına alması eylemi engelleyemedi. Sendika genel sekreterleri ENER-SEN Genel Merkezinde aynı gün açlık grevine başladılar. Polisin bu saldırısıyla daha çok gündeme giren ve kamu çalışanlarını harekete geçiren eylem 28 Mayıs’ta Türkiye genelinden Ankara’ya gelinmesiyle planlandığı gibi devam ettirildi. Gözaltına alınan sendikacılar serbest bırakıldı ve Kızılay’da toplanan 30 bin kamu çalışanı Başbakanlığa yürüdü. Sendika yöneticilerinden oluşan heyet Başbakan Vekili Necmettin Cevheri ve Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın ile görüşmelerde bulundu. Görüşmelerde sendika yöneticileri, hükümetin verdiği sözleri tutmasını ve 5 Nisan kararlarının geri alınmasını istediler. Güneydoğu’da devam eden savaşın, demokratik yollardan çözüme kavuşturulmasını dile getirdiler. Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, kamu çalışanlarına sendika hakkını tanıyan yasal düzenlemelerin yapılmaması durumunda hükümetten çekileceklerini açıkladı.

20 TEMMUZ 1994 ORTAK VE GENEL EYLEM

5 Nisan 1994 Ekonomik İstikrar Paketinin açıklanmasından sonra TÜRK-İŞ, DİSK, HAK-İŞ, KÇSP, Demokratik Kitle Örgütleri ve Meslek Odalarının birlikte hareket etme girişimleri devam etti. Bu girişimlerin örgütsel ifadesi olan Demokrasi Platformu bir bildiri yayınlayarak “Çalışanların Ortak Eylemi” olarak anılan 20 Temmuz 1994 eylemini gerçekleştirdi. İşyerlerinde iş bırakma ve belirli merkezlerde kitlesel basın açıklamaları şeklinde yapılan eylem, belirli hizmetlerin aksamasıyla etkili oldu.

20 ARALIK 1994 İŞ BIRAKMA EYLEMİ

1990 yılından itibaren yaşanan süreç içinde, kimi pratik politika ve sendikal hareketin geleceği ile ilgili kamu çalışanları sendikalarında yoğun iç tartışmalar yaşandı. Bu sorunlara çözümler üretmek üzere kamu çalışanları 1994 yılı Ekim ayında 6 ilde bölgesel kurultaylar düzenlediler. Kurultaylarda bir dizi kararlar yanında 20 Aralık 1994 iş bırakma eylemi de planlandı.

Kamu emekçilerinin ve işçi sınıfının mücadele tarihine onurlu bir gün olarak yazılan “20 Aralık iş bırakma eylemi” kamu emekçilerinin hizmet üretiminden gelen güçlerini ilk kez bu kadar yaygın ve geniş biçimde kullandıkları eylem olmuştur. Kamu emekçileri bu eylemde tüm gücüyle çalışmış ve eylemin başarısında önemli bir rol sahibi olmuştur. O gün 350 bin üyeye sahip KÇSKK’nın (Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu) almış olduğu bu karara ülkede 1 milyonu aşkın kamu emekçisi katılmış “Artık Yeter! Grevli-Toplu Sözleşmeli sendikal hakkımız yoksa hizmet de yok” bilinci ile hareket etmişlerdir. Özellikle metropol illerde hizmet üretimi tamamen durmuş, 20 Aralık eylemi kamu emekçilerinin ve işçi sınıfının mücadelesinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur.

Bu eylemden sonra kamu emekçilerinin mücadelesinin gelmiş olduğu boyutu iyi gören siyasal iktidar yine anti-demokratik ve baskıcı anlayışıyla sürgün, soruşturma ve cezalandırmalarla saldırıya geçmiş, 30 bini aşkın kamu emekçisi değişik cezalara çarptırılmıştır. Devlet bu politik tutumuyla sendikal hak ve özgürlükler konusunda başta uluslararası sözleşmeler (ILO vb.) olmak üzere tüm hukuksal zeminleri çiğneyerek suç işlemiştir.

1995 1 Mayıs kutlamalarında yine örgütlü güçleriyle alanlara çıkan kamu çalışanları, 1 Mayıs’a sahip çıkan önemli bir güç olduklarını yeniden gösterdiler.
Tüm Haber-Sen yöneticilerinin sürgün edilmesini protesto ettikleri ve iş bırakma eylemine katıldıkları gerekçesiyle Bursa’da 740 PTT çalışanı hakkında açılan mahkemenin ilk duruşması, kamu çalışanlarının gösterisine dönüştü. 1 Haziran 1995 tarihinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun TÜM HABER-SEN’i kapatma kararını onaylaması, kamu çalışanları tarafından tepkiyle karşılandı ve kararın siyasi bir tavır olduğu açıklandı.

20 NİSAN 1995 iŞBIRAKMA EYLEMİ

20 Aralık 1994 eyleminden sonra siyasi iktidarın kamu emekçilerine yönelik saldırı, sürgün, soruşturma ve cezalandırmalarına karşı KÇSKK, 1 Mart 1995 tarihinde 1 günlük iş bırakma kararı aldı. Kamu emekçileri bu eylemde yüzdelik zamlar değil, hükümetin sendikalarımızla Toplu Sözleşme masasına oturmasını, sürgün, soruşturma ve cezalandırmaların son bulmasını, ceza alan arkadaşlarımızın cezalarının kaldırılmasını istedi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in “Ben devleti felç ettirmem.” sözüne ve tehditine, Başbakan ve İçişleri Bakanının tüm valiliklere eylemin engellenmesini ve kamu emekçilerinin cezalandırılmasına yönelik tehdit ve engellemelerine rağmen kamu emekçileri alınmış karara sahip çıkarak ülke genelinde trenleri durdurmuş, vergi toplamamış, PTT ve elektrik hizmetleri kesilmiş, sağlık hizmetleri acil hizmetler dışında iş bırakmıştır. Kamu emekçileri bu eylemde de tüm olumsuzluklara karşın örgütlü bir davranış sergilemişlerdir. Bu eylem siyasi iktidarın ve devletin yaptığı baskı ve sürgünlerin kamu emekçilerinin örgütlü mücadelesini engelleyemeyeceğini göstermiştir.

GÖRKEMLİ HAZİRAN EYLEMİ

1 Haziran 1995 tarihinde KÇSKK (Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu) tarafından baskı ve sürgünlerin durdurulması, siyasi iktidarın yargı üzerindeki baskılarının kalkması, meclise sunulan grev ve toplu sözleşme hakkı içermeyen anayasa değişikliği maddesinin geri alınması ve grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkının anayasal güvenceye kavuşturulması taleplerinin ön plana çıkarıldığı eylem programı açıklandı.

Eylem programına göre; her ilde bazı etkinlikler gerçekleştirilirken oturma eylemini sendika başkanları 15-16 Haziran günleri Ankara Güven Park’ta başlatacak, 17 Haziran’da diğer illerden gelen kamu çalışanlarıyla birlikte iki gün Kızılay Meydanında oturma eylemi devam edecek, sonuç alınmadığı durumda 19 Haziran’dan itibaren iş bırakılacaktı. 15-16 Haziran 1970 işçi direnişi, eylem tarihinin belirlenmesinde esas alınmıştı.

Eylem planlandığı gibi yürütülürken özellikle medya adeta sansüre uğradı. Hükümet, eylemi yasadışı olarak ilan etmekten öte neredeyse tepki vermedi.
Bu eyleme 150 bin kamu emekçisi katılmıştır. Sendika yöneticileri eylemin 2 gün öncesinden Ankara’nın merkezi olan Güvenpark’ta çadır kurarak ve açlık grevi yaparak eylemin gerekçelerini Türkiye ve Dünya kamuoyuna aktarmışlardır.

Bu eylem sonrasında Anayasa’da yapılan değişiklikle kamu emekçilerinin örgütlenme ve üyeler adına toplu görüşme yapma hakkı kabul edilmiştir. Bu değişiklik parlamentonun kendi istem ve iradesinden çok, kamu emekçilerinin grevli-toplu sözleşmeli sendikal haklar mücadelesinin zorlamaları sonucunda olmuştur. Parlamentonun kısıtlayıcı, kendi istemleri ile örtüşmeyen ve bütün nihai kararları işveren devlete bırakan bu anayasal değişikliği protesto etmek için 19-20 Haziran’da ülke genelinde iş bırakmışlardır.

16-17 Haziran’da 150 bin kamu emekçisi ile 2 günlük geceli-gündüzlü yapılan oturma eylemi, kamu emekçilerinin yaratıcı inisiyatiflerinin önemli ve yeni bir örneği olmuştur. Emekçilerin ve ezilenlerin mücadele tarihine yeni bir sayfa olarak girmesine tahammül edemeyen iktidar ve devlet güçleri kamu emekçilerinin sendika başkanlarını ve temsilcilerini gözaltına alarak cezalandırma mantığı gütmesine tüm ülke genelinde kitlesel tepki gösteren kamu emekçileri tüm illerde iktidar ortağı olan DYP ile binalarını onbinlerce kamu emekçisi ile kuşatarak yeni bir eylem sürecine girmişlerdir. Gözaltına alınan temsilcilerini emniyette ve adliyede yalnız bırakmayarak Ankara’da onbinlerce kamu emekçisi Sakarya Caddesinde toplanarak Ankara Adliyesine yürüdü. İstanbul’da ise; yine onbinlerce kamu emekçisi temsilcilerinin gözaltına alınmasına karşı Kadıköy Meydanı’nda oturarak temsilcileri serbest bırakılıncaya kadar geceli-gündüzlü oturma eylemi yaptılar. O güne kadar yapmış olduğu bir günlük iş bırakma eylemlerini de iki güne taşıdılar.

Siyasi iktidarın ve devletin bu büyük eylemi, basına ve medyaya da müdahele ederek görmezlikten gelme ve geçiştirme mantığına rağmen, kamu emekçilerinin bu eylemi dünya basını ve medyasında “Türkiye’de Olay!”, “Tienenman Meydanından sonra, Türkiye’de yüzbinlerce kamu çalışanı Ankara meydanında yatıyor” başlıkları ile olay haber olarak geçmiştir.

18 NİSAN 1996 İŞ BIRAKMA EYLEMİ

KESK’in Valiliğe başvuru tarihi ülkenin yaşadığı seçim süreci içerisinde olmuştur. Parlamentonun tıkandığı, yeni siyasi seçeneklerin oluşmadığı bir konjonktürde yaşanan krizden dolayı gerçekleşen erken seçimde KESK, ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlarını teşhir ederek barış, demokrasi ve özgürlük ekseninde bir sendikal faaliyet yürütme yönelimine girmiştir

Diğer yandan KESK, seçim sonrasında yeni kurulacak hükümetin sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılması özellikle sürgünler, baskılar, açığa almalar, adli ve idari cezaların kaldırılması, kamu emekçilerinin içerisinde bulunduğu ekonomik çöküntünün giderilmesi için oluşacak eylem programını hazırlamak amacıyla yüzbinlerce üyenin tartışma platformlarını yaratmış, paneller, söyleşiler, oturumlar, basın açıklamaları, siyasi parti ziyaretler, sivil kuruluşlarla diyaloglar dahil olmak üzere yeni eylemli bir sürece girilmesi gerektiğinin önemini kamuoyuna anlatan yoğun çalışmaları önüne koymuştur. 16 ilde aynı tarihlerde “Barış, Demokrasi, Sendikal Hak ve Özgürlükler” mitingleri yaşanmıştır. Büyük bir kararlılık ve coşkuyla yapılan bu mitingler daha önceden kararı alınan 18 Nisan iş bırakma eyleminin hazırlayıcısı olmuştur.

Hükümete iletilen taleplerin kabul görmemesi ve hükümetin KESK’le görüşmeden kaçınması üzerine 18 Nisan’da 1 günlük iş bırakma eylemi yapıldı. Aynı gün tüm illerde on binlerce insanın katıldığı basın açıklamaları yapılmıştır. 18 Nisan iş bırakma eylemi hükümetin özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma ve savaş politikalarını egemen kılmak için topluma büyük baskıların dayatıldığı, emek güçlerinin yalnızlaştırma gayretlerinin yoğunlaştığı koşullarda yapıldı. Başbakanlık çıkardığı genelge ile eylemi yasakladı ve eyleme kalkışanlara hemen cezalar verileceğini açıkladı. Tüm bu baskıcı kuşatmaya rağmen kamu çalışanları, kararlılıkla ve büyük bir kitlesel katılımla iş bıraktılar ve devlet çarkını bir kez daha durdurdular. Bu eylem kamu çalışanlarında büyük bir özgüven yarattı.

18 Nisan eyleminden sonra hükümet bir çok sendika üyesini açığa aldı, il içi, il dışı sürgünler yaptı. Ayrıca yüzbinlerce kamu emekçisine idari soruşturmalar açıldı. Kamu emekçileri bu soruşturmalar karşısında eylemlerini örgütlü bir şekilde savundular ve yaptıklarının demokratik bir hakkının kullanımı olduğunu ifade ettiler.

Verilen cezalar karşısında “Anayasa’nın ilgili maddelerini ve uluslararası yasaları ihlal ettiği, görevini kötüye kullandığı” gerekçesi ile Başbakan hakkında 24 Mayıs 1996 tarihinde suç duyurusunda bulunuldu. Polis bu başvuru eyleminde kitleyi yürütmek ve basın açıklaması yaptırmak istemedi. Kitlenin kararlı duruşu sayesinde engeller aşılarak demokratik hak kullanıldı.

Kamu emekçileri iş bırakma eylemi ile ilgili verilen cezaların iptali için hukuksal alanda da mücadelesini sürdürdüler. 29 Mayıs günü cezaların iptali ile ilgili 15 ilde bulunan Bölge İdare Mahkemesine kitlesel gidilerek başvuru yapılmış ve cezaların iptali istenmiştir. Bölge İdare Mahkemelerinin vereceği karar sendikal hakların kullanılmasında önemli bir hukuksal dönemeç olacaktır.

4 Ağustos 1995 tarihinde Türkiye genelinde Tüm Haber-Sen’in kapatılmasını protesto etmek üzere kamu çalışanları sendikaları valiliklere siyah çelenk bırakma eylemi yaptılar. Ankara’da İçişleri Bakanlığına siyah çelenk bırakma eylemi polis tarafından engellendi.

Kamu çalışanları ek zam talebiyle birlikte yeni bir eylem programı açıkladılar. Ek zam talebinin yanı sıra, Tüm Haber-Sen’in kapatılması kararının kaldırılması, sürgün ve soruşturmaların durdurulması ve grevli-toplu sözleşmeli sendikal hakların verilmesi de talep edilmekteydi.

Eylemler, planlandığı üzere 5 Ekim 1995’de ek zam ve sürgünler için kitlesel basın açıklamalarıyla başladı. 6-7-8 Ekim günlerinde Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Maliye Bakanlığına kitlesel telgraf çekme eylemleri gerçekleştirildi.

Ankara Valiliğinin Eğitim-Sen’in kapatılması talebiyle açtığı davanın iptali için Eğitim-Sen tarafından eylemler başlatıldı. Güvenpark’ta çadır açarak oturmak isteyen eğitim emekçilerinin polis tarafından coplanması büyük yankı yarattı. Davanın görüleceği 13 Mart 1996 tarihinde Türkiye genelinden Ankara’ya gelen on binlerce eğitim emekçisi, davanın düşmesini sağladı.

DYP-Refah Partisi koalisyon hükümetinin zorunlu tasarruflara ilişkin yapmak istediği düzenlemeye karşı basın açıklamaları ve çeşitli illerde “Ekonomik ve Demokratik Haklar” mitingleri düzenlendi. Mitingler İzmir’de ve Diyarbakır’da yasaklanırken DİSK’in de katılımı ile Adana’da ayrıca Ankara, İstanbul, Mersin, Antalya, Zonguldak ve Trabzon’da gerçekleştirildi.

8 HAZİRAN 1996 HABITAT II EYLEMİ

8 Haziran 1996’da HABITAT II’nin İstanbul’da yapılması üzerine KESK, “6 Milyar Dünyalı”nın Türkiye’de olacağı düşüncesiyle, kamu çalışanlarının sendikal hak ve özgürlükleri üzerindeki baskıları tüm dünyaya duyurmak amacıyla 8 Haziran’da İstanbul Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yapma kararı aldı. Ancak, polis o gün Taksim civarında adeta sivil sıkıyönetim ilan etmişti. Polis, kamu çalışanlarına pervasızca saldırarak 2000 civarında kamu çalışanını gözaltına aldı. Aynı gün eyleme katılmak amacıyla Ankara’dan gelen Enerji Yapı Yol-Sen’in 100 üyeside İstanbul girişinde gözaltına alındı. Büyük gözaltı Türk ve Dünya kamuoyunda geniş yankı yaratttı.

Eğitim-Sen’in 23 Kasım 1996 tarihinde düzenlediği üyelerinin sürgün, soruşturma ve görevden uzaklaştırılmalarına karşı ”Ankara Yürüşü” Kızılay meydanında fiili bir mitinge dönüştü. Milli Eğitim Bakanı’nın “gereğinin yapılacağı” taahhüdünü vermesiyle eylem sona erdi.

Kamu çalışanları sendikaları, 1997 bütçesine karşı yapabilecekleri eylemleri tartışırken “Susurluk Kazası” olarak anılan gelişmelerle açığa çıkan “Polis, Mafya, siyaset ve aşiret” ilişkileri, yapılacak eylemlerin biçim ve içeriğini etkiledi. KESK “Demokratik Devlet, Halkçı Bütçe” adı altında “Ankara’ya Yürüyüş” kararı aldı. TÜRK-İŞ’e bağlı bazı işçi sendikaları, meslek odaları, Halkevleri ve Siyasi partilerin katılımıyla 14 Aralık 1996’da gerçekleştirilen eyleme yaklaşık 70 bin kişi katıldı. Kızılay Meydanında yapılan “miting”le eylem sona erdi.

KESK’İN KURULUŞU

Kamu emekçileri sendikalarını kurmadan önce, Kamu Çalışanları Platformu (KÇP) adıyla oluşturdukları birlikteliklerini, sendikalar kurulduktan sonra, iş ve güç birliğini sağlamak amacıyla Kamu Çalışanları Sendikaları Platformu’nu (KÇSP) oluşturarak sürdürdüler. Diğer yandan Ankara’da bulunan bazı sendikalar da EŞGÜDÜM adıyla bir araya geldiler.

Bu iki platform 1994 Nisan’ında bir araya gelerek, kamu emekçilerinin birleşik sendikal eylemini ve mücadelesini sistemli bir tarzda sürdürmek amacıyla, konfederal bir yapılanmanın kurulması konusunda görüş birliğine vardılar ve bunu 15 Mayıs 1994 tarihinde kamuoyuna açıkladılarç KÇSP ve EŞGÜDÜM’ü oluşturan sendikalar, 11 Haziran 1994’te bir araya gelerek ortak komisyonlar oluşturdular. 9 Temmuz 1994’te ise komisyonların adının Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu (KÇSKK) olması kararlaştırıldı.

Konfederasyonun kamu çalışanlarının gelenekleri doğrultusunda kurulması yönelimi çerçevesinde, tabanın eğilimlerini belirlemek amacıyla, 26-27 Kasım 1994 tarihlerinde 4 bölgede (İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir) ve 25-26 Şubat 1995 tarihlerinde Ankara’da Merkezi Kurultay düzenlendi. 26 Sendikadan 710 delegenin katıldığı Merkezi Kurultay’da, konfederasyonun 4 ay içinde kurulması kararı alındı.

4 ay içerisinde kuruluş süreci tamamlanamadı ancak, konfederasyonun kurulması için 11-12 Kasım 1995 tarihlerinde 28 sendikadan 500 delegenin katılımı ile Ankara’da “Konfederasyonlaşma Tüzük ve Kuruluş Kurultayı” yapıldı. Kurultayda kabul edilen tüzük ile 8 Aralık 1995 tarihinde kuruluş dilekçesi İstanbul Valiliği’ne verilerek Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) kuruldu.

KESK 1. Olağan Genel Kurulu’nu 16-17-18 Ağustos 1996 tarihinde yaptı.

1. Olağan Genel Kurul’da seçilen KESK Merkez Yürütme Kurulu Üyeleri şunlardır:

Genel Başkan : Siyami Erdem
Genel Sekreter : Faysal Özçift
Mali Sekreter : Cengiz Uzuner
Örgütlenme Sekreteri : Güven Gerçek
Eğitim Sekreteri : Cengiz Aşkıncı
İnsan Hakları ve Çevre Sekreteri : Tayfun İşçi
Uluslararası İlişkiler Sekreteri : Orhan Altuğ
Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Sekr. : Hasan Hayır
Hukuk Sekreteri : Nafi Maraş
Toplu İş Sözleşme Sekreteri : Fikret Doğan
Kadın Sekreteri : Hatice Pehlivanoğlu

KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARININ HUKUKSAL DURUMU

Sendikalarımız hukuksal dayanaklarını başta ILO’nun 87, 98, 151 sayılı sözleşmeleri olmak üzere TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan uluslararası sözleşmeler ve antlaşmalar ile bu sözleşmelere iç hukukta bağlayıcılık getiren Anayasa’nın 90. maddesinden almıştır. Ülkemiz Anayasasının 90. maddesi “usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmündedir, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.” demektedir.

Devlet tarafından, ülkemizde hakların kullanımı için yapılan Anayasa değişikliklerine bağlı olarak iç hukukumuzda da yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği belirtilmektedir. Hakların yalnızca Anayasa ile güvence altına alınması bu hakların kullanımı için yeterli görülmemektedir.

Bu çerçevede TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan uluslararası andlaşmalar doğrultusunda uyum yasalarının çıkarılmadığı gerekçesiyle toplu sözleşme ve grev hakkımız engellenmeye çalışılmaktadır.

Kamu emekçileri yukarıda belirtilen Anayasa’nın 90. maddesi gereğince kabul edilen uluslararası sözleşmeler çerçevesinde örgütlenme, toplu sözleşme yapma ve grev haklarının bulunduğunu belirtmektedirler. Ancak bugün için yalnızca örgütlenme önündeki engeller aşılmıştır. Yerel yönetimlerde örgütlü Tüm Bel-Sen sendikamızın bazı belediyelerle yaptığı toplu sözleşmeler diğer alanlarda uygulattırılamamıştır.

Uluslararası sözleşmelerden doğan örgütlenme hakkımıza ilişkin olarak çok sayıda mahkeme kararı alınmıştır. Buna karşın sendika üye ve yöneticilerine yönelik adli ve idari soruşturmalar artarak devam etmektedir. Bugüne kadar 110 bin civarındaki kamu emekçisi hakkında adli ve idari soruşturma açılmıştır. Bu çerçevede hapis, sürgün, para kesme başta olmak üzere çeşitli cezalara maruz kalınmaktadır. Son olarak 1997 Mayıs ayında konfederasyonumuz Genel Başkanına iş bırakma çağrısı yaptığı gerekçesiyle 6 ay hapis cezası verilmiştir.

KESK’İN AMAÇLARI

KESK, emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinci ile;
“Çalışma yaşamında ve hayatın diğer alanlarında üyelerin ve tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal, kültürel, mesleki, hukuksal ve özlük haklarını ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi”,
“Evrensel İnsan Hakları belgelerine dayanan ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan bütün hak ve özgürlükleri eksiksiz yaşama geçirmeyi”,
“Savaşsız ve sömürüsüz bir dünya amacıyla, ülkede ve dünyada savaşa karşı kalıcı barışın yaratılmasına katkıda bulunmayı, her türlü baskıcı yönetime karşı demokrasinin tüm kurum ve kuralları ile yerleşmesini sağlamak, faşizme karşı demokrasi, emperyalizme karşı bağımsızlık, baskılara karşı özgürlük, ırkçılığa ve şovenizme karşı halkların kardeşliği için mücadele etmeyi”,
“Tüm emekçilerin birlikte mücadelesi ve ortak örgütlenmesi hedefine bağlı kalarak emekçilerin işyerlerinde işkollarında ortak mücadelesinin yaratılmasını ve bu doğrultuda ilişkileri kurmayı”,
“Emekçilerin uluslararası düzeyde birlik ve dayanışmasını sağlamak için çaba göstermeyi, bu amaca ulaşmak için uluslararası emek örgütleri ile ilişkiler kurmayı ve geliştirmeyi”,
“Emekçilerin sosyal ve kültürel gelişmelerinin sağlanması, sınıf bilincinin geliştirilmesi, örgütlülüğün ve demokrasinin bir yaşam biçimi haline gelmesi için bilimsel ve kültürel etkinliklerde bulunmayı”,
“Ortak, genel ve demokratik bir sendikanın yaratılmasını, tüm emekçilerin Toplu Sözleşme ve Grev haklarından eksiksiz olarak yararlanmasını, emekçiler için iş güvencesini sağlamayı ve lokavtın kaldırılması için mücadele etmeyi”,
“Tüm emekçilerin aynı üst örgütlerde yer almasını sağlamak için emekçi sınıfların birliğini sağlamaya yönelik her türlü örgütsel ve kültürel çabanın gösterilmesi ve bu çerçevede emeğin bütün biçimlerini sendika, platform, federasyon ve benzeri tarzda örgütlenmesi için çaba harcamayı”,
“Toplumsal yaşamın her alanında cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkarak, başta çalışma yaşamı olmak üzere her alanda cinsiyetler arası eşitsizliğin ortadan kaldırılması için mücadele etmeyi, kadınların sendikal yaşama aktif katılımını sağlamayı ve pozitif destek sunmayı”,
“Örgütlü bir toplum yaratmayı ve örgütlü mücadele etmeyi”,
“Ekolojik denge ile tarihi ve kültürel çevreyi korumayı ve üretim süreçleri içerisinde zarar görmemesini sağlayacak sendikal inisiyatifleri geliştirmeyi”,
“Emekçilerin çıkarlarının aynı zamanda tüm toplumun da çıkarları olduğu gerçeğinden hareketle mal ve hizmet üretimi süreçlerinin idari, yönlendirici vb. tüm aşamalarında emekçilerin denetiminin ve katılımının sağlanmasını”,
“Toplumsal servetin yaratılması ve paylaştırılması süreçlerine emekçiler lehinde müdahale edilmesini”,
“Tüm ulusların eşit ve özgürce yaşayabilmeleri ve geleceklerini belirleyebilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması için mücadele etmeyi”,
“Çalışma yaşamının ve üretim süreçlerinin her aşamasında, amaçları doğrultusunda emekçilerin durumunu iyileştirmeyi, iş yaşamının fiziki koşullarını iş ve hizmet özelliklerine uygun hale getirmeyi, denetlemeyi, iş kazalarını, meslek hastalıklarını engellemeyi, sigortalı çalışmayı yaygınlaştırmayı, özürlülerin çalışma yaşamına en uygun koşullarda katılımını sağlamayı, özürlerinden kaynaklanan sorunlarına çözüm üretmeyi ve olanaklar sunmayı” amaçlar.

KESK’İN İLKELERİ

KESK, “Sınıf ve kitle sendikal anlayışını temel ilke olarak kabul eder”,
“Üye sendikaların irade ve inisiyatifini esas alan demokratik merkeziyetçi bir işleyiş esas alır”,
“Tüm emekçilerin ve örgütlerinin siyaset yapma hakkını ve siyasal örgütlenme özgürlüğünü savunur. Sermaye ve devletten bağımsızdır. Her düzeydeki mücadele emekten yana taraftır. Siyasi parti, kurum ve kuruluşlardan örgütsel olarak bağımsızdır”,
“Emekçiler arasında din, dil, ırk, siyasal düşünce, etnik köken, mezhep, cinsiyet ve felsefi düşünce ayrımı gözetmez”,
“İşkolu temelinde örgütlenmeyi esas alır. Aynı işkolunda kurulmuş birden çok sendikanın birleşmesi için çaba harcar”,
“Emekçilerin çıkarları temelinde uluslararası sendika ve üst örgütlenmelerle dayanışma ve işbirliği içinde olur”,
“Örgüt içi demokrasiyi temel bir örgütlenme ilkesi olarak benimser. Örgüt içi demokrasiyi gerçekleştirmek, zenginleştirmek ve tüm emekçilerin söz, yetki ve karar sahibi olabilmesi için doğrudan demokrasi mekanizmalarını gözeterek örgütlenir. Bürokratikleşme ve tasfiyecilik eğilimlerine karşı mücadele eder”,
“Mali, idari ve tüzüksel denetimde, esas olarak sendikal yapılara ve emekçi denetimine açıktır”,
“Tüm kamu emekçileri sendikaları ve tüm emekçi kesimlerin hakları ve bağımsız çıkarları doğrultusunda mücadeleyi fiili ve meşru bir temelde yürütür. Sendikal hak ve özgürlükleri yasaklayan, kısıtlayan, yasal ve Anayasal düzenlemelere karşı mücadele eder.” ilkeleri ile hareket eder.

KESK’İN YÖNETİM BİÇİMİ

GENEL KURUL
Konfederasyonun en yetkili karar organıdır. 2 yıl’da bir olağan olarak toplanır. Genel kurul delege sayısı 500’dür. Üye sendikalar kendi genel kurullarında üyeleri oranında KESK delegesi seçerler.

GENEL YÖNETİM KURULU (GYK)
Genel kuruldan sonra konfederasyonun en yetkili organıdır. GYK, genel kuruldan sendikaların üyeleri oranından seçilen 91 kişiden oluşur. Üye sendikaların genel başkanları ve KESK MYK üyeleri bu kurulun doğal üyesidir. GYK, 3 ay’da bir toplanır.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU (MYK)
Genel kurul ve GYK kararlarını uygulamakla görevlidir. MYK, genel kuruldan seçilen 11 kişiden oluşur.

MERKEZ YÜRÜTME KURULU GÖREV DAĞILIMI:
1- Genel Başkan
2- Genel Sekreter
3- Mali Sekreter
4- Örgütlenme Sekreteri
5- Eğitim Sekreteri
6- İnsan Hakları ve Çevre Sekreteri
7- Uluslararası İlişkiler Sekreteri
8- Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Sekreteri
9- Toplu İş Sözleşme Sekreteri
10- Hukuk Sekreteri
11- Kadın Sekreteri

KESK’İN İŞÇİ KONFEDERASYONLARI İLE İLİŞKİLERİ
KESK, sendikal anlayışı gereği, bir parçası olduğu işçi sınıfı ve onun sendika ve konfederasyonları ile ortak örgütlenmeyi ve mücadeleyi savunmaktadır. Mevcut yasalar ortak örgütlenmeyi engellemektedir. Ancak kamu çalışanları, KESK öncesi oluşturduğu platformlarla, KESK oluştuktan sonra da KESK olarak işçi sendikaları konfederasyonları ile birlikte bir çok eylem gerçekleştirdi.
Son üç yıl da yapılan 1 Mayıs kutlamalarını KESK, TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ konfederasyonları birlikte kutlamışlardır.
KESK, TÜRK-İŞ ve DİSK’in gerçekleştirdiği tüm eylemlere aktif destek vermiştir. Aynı şekilde TÜRK-İŞ ve DİSK’de KESK eylemlerine aynı desteği vermiştir.
KESK, özellikle TÜRK-İŞ ve DİSK’le iyi ilişkiler içindedir.

KESK’İN ULUSLARARASI İLİŞKİLERİ
KESK uluslararası ilişkilerini henüz yeterince kuramamıştır. Ancak, özellikle Avrupa’daki sendika ve konfederasyonlar Türkiye’de kamu çalışanlarının sendikal haklar mücadelesinden ve KESK’den haberlidirler.
1995 yılında ICFTU, ETUC, PSİ, ITF ve İsveç TCO’dan bir grup sendikacının Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında KESK öncesi oluşturulan Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonlaşma Kurulu (KÇSKK) temsilcileri ile bir görüşme yapmışlardır.
Norveç LO temsilcileri 14 Eylül 1996 günü KESK’i ziyaret ederek KESK yöneticileri ile bir görüşme yapmıştır.
3-5 Ekim 1996 tarihlerinde İsveç Kamu Çalışanları Konfederasyonu (TCO) Uluslararası İlişkiler Sekreteri Olle SODERMAN ve beraberindeki heyet ile KESK Genel Merkezinde görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda ortak eğitim projesinin hayata geçirilmesine karar verilmiş ve 6-10 Kasım 1996 tarihleri arasında KESK yöneticileri TCO’nun davetlisi olarak Stockholm’de görüşmelerde bulunmuşlardır. TCO / KESK Eğitim Projesinin 1. ve 2. aşaması tamamlanmış olup, 3. aşaması Haziran ayında yapılacaktır.
Alman DGB’yi temsilen ÖTV ve GEW temmsilcileri 24-25 Mart 1997 günü KESK’i ziyaret ederek KESK yöneticileri ile bir görüşme yapmıştır.
KESK, 16-18 Ağustos 1996 tarihlerinde yaptığı 1. Olağan Genel Kurulu’nda ICFTU ve ETUC’a üyelik başvurusunda bulunma kararı almıştır. Bu karar gereğince ICFTU ve ETUC’a üyelik başvuruları yapılmıştır.

KESK Üyesi Sendikalardan;
EĞİTİM-SEN Eğitim Enternasyonali,
TÜM BEL-SEN, ENERJİ YAPI YOL-SEN ve SES sendikaları PSI, BTS sendikası ITF üyesidirler.
ORKAM-SEN’in IFBWW’ya, HABER-SEN’in IPTT’ye üyelik başvurusu vardır.

EĞİTİM-SEN, Alman GEW, Norveç ve İsveç Eğitimciler Sendikaları ile, TÜM BEL-SEN, ENERJİ YAPI YOL-SEN ve SES, PSI ile BTS, ITF ile FNV destekli ortak eğitim çalışmaları yapmıştır.

1990 SONRASI KURULAN SENDİKALAR

28 Mayıs 1990 EĞİTİM-İŞ (Eğitim İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) Ankara.

26 Ekim 1990 SAĞLIK-SEN (Sağlık Emekçileri Sendikası) İstanbul.

26 Ekim 1990 BEM-SEN (Belediye Emekçileri Sendikası) İstanbul.

13 Kasım 1990 EĞİT-SEN (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası) İstanbul.

20 Aralık 1990 TÜM BEL-SEN (Tüm Belediye Memurları Sendikası) İstanbul.

11 Ocak 1991 TÜM SAĞLIK-SEN (Tüm Sağlık Çalışanları Sendikası) İstanbul.

19 Şubat 1991 GENEL SAĞLIK-İŞ (Genel Sağlık İşkolu Kamu Görevlileri Sendikası) Ankara.
20 Mayıs 1991 TARIM-SEN (Tarım İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) İstanbul.

13 Kasım 1991 TÜM RAY-SEN (Tüm Raylı Taşımacılık Çalışanları Sendikası) İstanbul.

10 Aralık 1991 DEM-SEN (Tüm Demiryolu Çalışanları Sendikası) Ankara.

16 Ocak 1992 TÜM HABER-SEN (Tüm Haberleşme ve İletişim Çalışanları Sendikası) İstanbul.

3 Şubat 1992 TÜM MALİYE-SEN (Tüm Maliye Çalışanları Sendikası) İstanbul.

5 Şubat 1992 TÜM YARGI-SEN (Tüm Yargı ve İnfaz Kurumları Çalışanları Sendikası) Ankara.

9 Nisan 1992 OR KAM-SEN (Ormancılık İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

30 Nisan 1992 MADEN-SEN (Maden İşkolu Kamu Emekçileri Sendikası) Ankara.

11 Mayıs 1992 TÜM SOSYAL-SEN (Tüm Çalışma ve Sosyal Güvenlik Çalışanları Sendikası) Ankara.

9 Haziran 1992 YAPI YOL-SEN (Yol, Yapı ve Altyapı Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

25 Haziran 1992 ENERJİ-SEN (Enerji, Yapı, Altyapı Hizmetleri İşkolu Çalışanları Sendikası) Ankara.

25 Haziran 1992 TÜM HAVA-SEN (Tüm Hava Meydanları İşletmesi Çalışanları Sendikası) İstanbul.

2 Temmuz 1992 TÜM ENERJİ-SEN (Tüm Enerji İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) İstanbul.

14 Eylül 1992 KÜLTÜR-SEN (Kültür Emekçileri Sendikası) Ankara.

19 Ekim 1992 SOSYAL HİZMET-SEN (Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası) Ankara.

12 Kasım 1992 EMEK-SEN (Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Kamu Çalışanları Memur Sendikası) Ankara.

1 Aralık 1992 GENEL ENERJİ-SEN (Genel Enerji İşkolu Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

16 Aralık 1992 TÜM TAK-SEN (Tüm Tapu Kadastro Çalışanları Sendikası) Ankara.

24 Aralık 1992 DEÇEM-SEN (Demir Çelik Kamu Çalışanları Sendikası) Karabük.

30 Aralık 1992 İL-SEN (İller Bankası Çalışanları Sendikası) Ankara.

1992 LİM-SEN (Liman Çalışanları Sendikası) İstanbul.

1992 TURİZM-SEN (Turizm Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

1992 ASİM-SEN (Askeri İşyerlerinde Görevli Sivil Kamu Çalışanları Sendikası) Ankara.

1992 DEMİR-SEN (Demir Çelik Kamu Çalışanları Sendikası) İskenderun.

14 Ocak 1993 TÜM GIDA-SEN (Tüm Tütün, Müskirat ve Gıda Kamu Emekçileri Sendikası) İstanbul.

27 Temmuz 1993 ŞEKER-SEN (Türkiye Şeker Sanayii Memurları Sendikası) Eskişehir.

3 Ağustos 1993 TÜM BANKA-SEN (Tüm Banka ve Sigorta Çalışanları Sendikası) İstanbul.

3 Mart 1994 ÖES (Öğretim Elemanları Sendikası) Ankara.

20 Haziran 1994 SEKAM-SEN (Türkiye Selüloz ve Kağıt Sanayii Kamu Çalışanları Sendikası) Kocaeli.

17 Mayıs 1996 GENEL SANAYİ-SEN (Genel Sanayi Kamu Emekçileri Sendikası) Ankara

 LAMİ ÖZGEN : Eş Genel Başkan

1963 Diyarbakır Kulp doğumlu. 1989 yılında Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümünden mezun oldu. Ankara’da öğretmenlik yaptı. 1990 yılından bu yana eğitim emekçilerinin örgütlenme çalışmalarında yer almış olup, 2001 yılından itibaren Eğitim Sen Merkez Eğitimciliği yaptı. 2000-2005 yılları arasında Eğitim Sen Ankara 2 No.lu Şube Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. 2011 yılında yapılan KESK Kongresinde MYK üyesi seçilerek Genel Başkan oldu. 2014 yılında yapılan 8. Olağan Genel Kurulunda bir kez daha seçilerek KESK Eş Genel Başkanı olmuştur. Evli ve bir çocuk babasıdır.


Şaziye KÖSE: Eş Genel Başkan 

1959 Tekirdağ doğumlu. İlkokul-Ortaokul ve Lise’yi İstanbul’da bitirdi. Tekirdağ Eğitim Enstitüsü ve Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Türkçe Bölümü mezunu. 1978 yılında Kars ili Arpaçay ilçesinde öğretmenlik görevine başladı. 1980 yılında görevden ayrıldı. 1989 yılında ABC Dergisi ve EĞİT DER ile birlikte sendika kuruluş çalışmalarına başladı.

1991 İstanbul’da kurulan EĞİT SEN’in ilk şubesinde iki dönem Eğitim Sekreterliği ve Bölge Sendika Baş Temsilciliği görevlerini yürüttü. EĞİTİM SEN ve KESK’in kurucularındandır.

KESK 2. Dönem Genel Yönetim Kurulu üyeliği, EĞİTİM SEN İstanbul 7 No’lu Şube Sekreterliği, Şube Başkanlığı, Örgütlenme Sekreterliği, Kadın Sekreterliği görevlerini 25 yıl kesintisiz olarak sürdürdü. 2014 KESK 8. Olağan Kongresi’nde KESK Eş Başkanlığı görevini sürdürmektedir. Evli ve iki kızı var.


Hasan  TOPRAK: Genel Sekreter

1965 Sivas doğumlu. 1990 yılı Bolu Eğitim Yüksek Okulu Sınıf Öğretmenliği mezunu. Ağrı, Mardin, Muş ve İstanbul’da görev yaptı. 1990 yılından beri eğitim emekçileri mücadelesinde yer almış olup 1991-1995 yılları arasında Mardin Eğitim Sen Yönetim Kurulu Üyeliği, 2001 yılında İstanbul Eğitim Sen 2 No’lu Şube Yönetim Kurulu Üyeliği, 2002-2008 yılları arasında gene İstanbul Eğitim Sen 2 No’luda Şube Başkanlığı yaptı. 2011-2014 yılları arasında ise Şube Yürütme Kurulu üyeliği yapmıştır.

2014 yılında yapılan KESK 8. Olağan Genel Kurul’unda seçilerek KESK Genel Sekreteri görevini yürütmektedir.

Evli ve bir çocuk babasıdır.


Ramazan GÜRBÜZ: Mali Sekreter

1963 Kayseri/Develi  doğumlu. Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi 1985 mezunu. Ankara-Çankaya Ayrancı Ticaret Meslek Lisesi’nde Ticaret Lisesi Meslek Dersler öğretmenidir. 1990 yılından bu yana eğitim emekçilerinin örgütlenme çalışmalarında yer almaktadır. 1992 -1997 yıllarında Eğitim-İş ve Eğitim Sen Nevşehir Şube Başkanlığı yaptı. Eğitim Sen  Ankara 2 No’lu Şube Yönetim Kurulu Üyeliği ve Denetleme Kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 2011-2014 yılları arasında KESK Genel Meclis Üyeliği yaptı. 2014 yılında yapılan 8.Olağan Genel Kurulunda seçilerek KESK Mali Sekreteri oldu. Evli ve iki çocuk babasıdır.


İlhan YİĞİT: Eğitim, Örgütlenme ve Basın Yayın Sekreteri

1966 Ordu/Gölköy doğumlu. 1990 yılında Ankara Üniversitesi Dil Ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF) Felsefe Bölümünden mezun oldu. 1990-1995 arası Ankara’da özel okul ve dershanelerde öğretmenlik yaptı. 1995 yılında MEB’e geçerek Ankara’da çeşitli liselerde felsefe öğretmenliği yaptı, son olarak Ankara Çankaya Kocatepe Mimar Kemal Anadolu Lisesi’nde çalıştı. 1990 yılından bu yana eğitim emekçilerinin örgütlenme çalışmalarında yer aldı, Eğit Sen Ankara Şubede özel okul-dershaneler alanı başta olmak üzere örgütleme faaliyetlerinde aktif çalışmalarda bulundu, uzun yıllar iş yeri temsilciliği ve 1996-1998 Eğitim Sen Ankara 1 No.lu Şube Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Eğitim Sen ve KESK Merkez Tüzük Komisyonları ile Eğitim Sen  4. ve 5. Demokratik Eğitim Kurultaylarında Merkez Komisyon üyeliklerinde bulundu. 2011-2014 döneminde Eğitim Sen Merkez Denetleme Kurulu ve Eğitim Sen Genel Meclis üyeliğinde bulundu. 2014 yılında yapılan 8. Olağan Genel Kurulunda seçilerek KESK Merkez Eğitim, Örgütlenme  ve Basın Yayın Sekreteri oldu. Evli ve iki çocuk babasıdır.


Gülistan ATASOY: Kadın Sekreteri


Fatma ÇETİNTAŞ: Hukuk, TİS ve Uluslararası İlişkiler Sekreteri

Paylaş:
Paylaş