12 Eylül, 20 Temmuz AKP Sivil Darbesiyle Sürüyor!

12 Eylül, 20 Temmuz AKP Sivil Darbesiyle Sürüyor!
BASIN AÇIKLAMALARI
0
Paylaş:

Emekçilerin yoğun mücadeleler ile kazandıkları haklarının ve Türkiye halklarının biriktirdiği tüm değerlerin üzerinden bir silindir gibi geçen 12 Eylül askeri darbesi üzerinden 37 yıl geçti.

ABD’nin ‘bizim çocuklar başardı’ ve dönemin TİSK başkanı Halit Narin’in ‘gülme sırası bizde’ sözleriyle özetlenen 12 Eylül faşist darbesi, emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda gerçekleşmiş, finans kapitalin ve uluslararası tekellerin ihtiyaçlarına yönelik kurulan neoliberal politikalar Türkiye’de giriş kapısı bulmuştur.

Darbe ile 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atılmış (İşten atılanların 3 bin 854’si öğretmen, 120’si öğretim üyesi ve 47’si hâkim) 31 gazeteci cezaevine gönderilmiş, seçilmiş belediye başkanları görevden alınarak yerine sıkıyönetim tarafından atama yapılmış, 517 kişi idam cezasına çarptırılmış, 50 kişi acımasızca asılmış, yüz binlerce insan akıl almaz işkencelerle, göz altılarla, cezaevlerinde ölüme terk edilmiştir. Yüzlerce sendika, konfederasyon, dernek ve demokratik kitle örgütü kapatılmış, yöneticileri tutuklanmıştır.

“Ülke elden gidiyor” gerekçesine sığınan darbeciler ülkemizin geleceği gençleri idam sehpalarına yollamış, aydın, üretken beyinleri ülke dışına kaçırtmış, üniversiteleri YÖK karanlığına teslim etmiştir. Darbeciler yolsuzluk ve rüşvet çarkının parçaları olurken, eğitim sistemini gerici ülkelerin finanse ettiği  Türk/İslam sentezci laiklik karşıtı müfredatla donatmışlardır.

Çünkü darbeciler karanlıktan, gericilikten, milliyetçilik ve şovenizmden beslenirler. Barış ve demokrasiye düşman kesilirken, toplumsal kutuplaşma ve yeni düşman odaklar yaratarak sürekliliklerini sağlamaya çalışırlar.

12 Eylül’ün karanlığı, dünden bugüne aynı faşizan anlayışıyla devam etmektedir.

7 Haziran Genel seçimlerinde istediği sonucu alamayan AKP ve Cumhurbaşkanı tehlikeye giren tek parti ve Başkanlık rejimini yeniden kurmak amacıyla seçim sonuçlarını tanımamış, halkı aylarca koalisyon görüşmeleriyle oyalamış, 1 Kasım’da ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararıyla halk iradesini yok saymıştır. 20 Temmuz Suruç katliamıyla toplum kaotik bir ortama sürüklenmiş, 10 Ekim’de Ankara Garı’nda Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamıyla yüz yüze bırakılmış, bu katliamın üzeri sözde soruşturmalarla örtülmeye çalışılarak diğer katliamların önü açılmıştır.

AKP şaibeli referandum sonrası kuvvetler ayrılığı yerine ülkeyi yasa ve anayasaya aykırı bir şekilde yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplama gayretine girişmiş, 2019 yılını bile beklemeden tek adam diktasına gitme yolunda hızlı adımlar atmaya başlamıştır.  TBMM’de hükümet olmuş partinin genel başkanının değiştirilmesiyle seçilmiş bir başbakan tasfiye edilmiş, TBMM’de milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasıyla meclise adeta darbe yapılmıştır. Böylelikle 7 Haziran seçimlerinden sonra halkın iradesi bir kez daha yok sayılarak parlamenter sistem sivil bir darbe ile karşı karşıya kalmıştır.

15 Temmuz’da ülkemiz yeni bir askeri darbe karşı karşıya kalmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi en sistematiği AKP Hükümetleri döneminde olmak üzere bir kez daha devlet kurumları içerisinde beslenmiş, halklarımıza ve emekçilere karşı gerçekleştirilmek istenmiştir.

AKP 15 Temmuz darbe girişimini kendi otoriter-totaliter, tekçi, mezhepçi, dayatmacı, toplumu kutuplaştırıcı bir siyaset ile başkanlık sistemini inşa etmek için bir fırsat olarak kullanmaya çalışmıştır. AKP, darbe girişimini yarım kalmış operasyonlarını tamamlamak için de bir bahaneye dönüştürmüş durumdadır.

AKP, darbe girişiminden hemen sonra, 20 Temmuz 2016 tarihinde OHAL ilan edip sivil darbe ile Meclisi devre dışı bırakarak ülkeyi KHK’lerle yönetmeye başlamış, torba yasalar, genelgelerle her türlü demokratik hakkın kullanımını ortadan kaldırmış, kendisine muhalif olarak gördüğü tüm kesimlere karşı adeta savaş başlatmıştır. AKP, kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliğini ikame ederek tüm yetkileri Cumhurbaşkanı’nda toplamıştır.

20 Temmuz sivil darbesiyle birlikte milletvekilleri cezaevine konulmuş, kayyumlar ile birçok belediyeye el konulmuş, birçok belediye eş başkanı ve çalışanları tutuklanmıştır.

Onlarca medya kuruluşu kapatılmış, çalışanları ve yazarları cezaevlerine konulmuş, basın yasaklarına sosyal medya yasakları da eklenerek haber alma hakkı engellenmiş, düşünce ve ifade özgürlüğünde Cumhuriyet tarihimizin en karanlık günlerine imza atılmıştır.

Yargı, OHAL düzeninin bir parçası haline gelmiş, AKP’nin siyasal ihtiyaçlarına uygun kararlar alması nedeniyle güven endekslerinde hızla diplere doğru yer almıştır.

Nükleer enerji projelerine ve HES’lere yeniden yol açılmış, OHAL gerekçe gösterilerek halkın demokratik talepleri engellenmiştir.

Kadına yönelik şiddet, ayrımcılık, güvencesizlik zirve yapmış, LGBTİ+ bireylere yönelik baskılarda, çocuklara dönük taciz ve istismarda artış görülmüştür.

15 Temmuz’dan bu yana110 binden fazla kamu emekçisi ihraç edilmiştir. Bunlardan 4009’u konfederasyonumuza bağlı sendikaların üyesi olup yüzlerce arkadaşımız açığa alınmış, 1100 EĞİTİM SEN’li arkadaşımız okulların açılmasına günler kala sürgün edilmişlerdir.

Kamuda iş güvencesini fiili olarak işlemez kılarak açığa aldığı, ihraç ettiği kamu emekçilerine ilişkin herhangi bir delil sunma ihtiyacı bile duymamaktadır. Sendikal örgütlülüğü, temel hak ve özgürlükleri açıkça hedef alan AKP iktidarı, muhalif sesleri susturmayı kendi deyimiyle “ölüm kalım” meselesi olarak görmektedir.

AKP hükümeti izlediği dış politikayla doğrudan ABD’nin onayı ve desteğiyle gerçekleşen 12 Eylül’ün aklını, aynı strateji ile bu günde sürdürerek Türkiye’yi Ortadoğu’da emperyalist işgal politikalarının taşeronu olarak kullandırtmaktadır. İçte ve dışta uyguladığı savaş politikaları ile ülkeyi tam bir cehenneme çeviren AKP iktidarı, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve müzakerelere dayalı siyasal çözümü yerine bir kez daha silaha, çatışmalara sarılmıştır. Bu nedenle aylarca kuşatılan yaşam alanları, kutsanmış ölüm ve öldürmelerle sonu kestirilemez bir yıkım ve tahribat ortamı yaratmış, on yıllardır binlerce insanımızın ölümüne, çocuklarımızın geleceği olan kaynakların savaşa aktarılmasına, doğanın ve yerleşim yerlerinin yıkımına yol açan tekçi, inkârcı ve faşizan yöntemde ısrar etmektedir.

AKP’nin yıllarca Türkiye’de ve Ortadoğu’da izlediği ırkçı/ayrımcı/tekçi/mezhepçi bir siyaset ekseniyle, ülkemiz başta olmak üzere Suriye, Irak ve genelde tüm Ortadoğu’da insanlık IŞİD, El Nusra gibi birçok paramiliter vahşet güçleri eliyle kitlesel biçimlerde katledilmiş, bölgenin doğal kaynakları emperyalizme peşkeş çekilmiş, ülke sınırları eleğe çevrilerek hem Suriye’de IŞİD vb. vahşet örgütlerinin katliamlarına zemin sağlanmış hem de ülkemizde IŞİD’in cirit atmasının önü açılmış, canlı bombalarla pek çok insanımız katledilmiştir.

12 Eylül faşist cuntasının tüm hukuk-kurum ve yasaları bugün iktidardadır ve ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi emekçi halkların üzerinde sallanmaya devam etmektedir. AKP+MHP ittifakının anti-demokratik, tekçi, otoriter, faşizan ve emek karşıtı uygulamaları 12 Eylül ve sonrası iktidarların devamı niteliğindedir.

AKP 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ülkede OHAL ilan edip KHK ile ülkeyi yöneterek 12 Eylül darbeci anlayışını devam ettirmektedir.

AKP’nin kodlarında var olan siyasal islamcı ideolojiye bağlı olarak başta eğitim olmak üzere toplumsal yapı dinsel referanslarla bezenerek yeniden yapılandırılmaya çalışılmaktadır.

İşçilerin ve emekçilerin kendi kaderlerini belirleme haklarını ellerinden alan, iradelerini yok sayan, kazanılmış haklarını gasp eden 12 Eylül zihniyeti tarafından uygulanmaya başlanan 24 Ocak kararlarının hükmü bugün AKP iktidarında da işçilerin ve emekçilerin yaşamlarını tek başına belirlemektedir. İşçilerin yaşamlarını bile değersiz gören ödünç işçilik, kiralık işçi büroları, vb. Uygulamalar gibi 19.yy’ın kölelik koşulları bu hükümlerden aldığı mirasla bugün yaşamımıza taşınmaktadır. Azgın sömürü ve kar hırsıyla tarihin en büyük işçi katliamlarına imza atan AKP hükümeti, bu katliamlara neden olan güvencesiz ve taşeron çalışmayı yasalarla kalıcı hale getirirken, sadece kamu emekçilerini değil, en temel hak olan kamu hizmetlerinden yararlanan tüm halkın yaşamına doğrudan etki eden kamu alanını da taşeron cehennemine dönüştürmektedir.

Bugün, halkın büyük çoğunluğunun yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı, özgürlüklerinin kısıtlandığı, OHAL ve KHK’ler aracılığıyla anayasanın ve uluslararası sözleşmelerden doğan hakların askıya alındığı, gençlerin gelecek umutlarının yok edildiği, kamu emekçilerinin hukuksuz ve keyfi olarak açığa alınıp, işten atıldığı, ülkemizin siyasi, ekonomik ve askeri bakımından emperyalizme daha da bağımlı olduğu, gericiliğin toplumsal alanı kuşattığı bir ülkede yaşıyorsak, bu 12 Eylül ile birlikte kurulan ve bugün AKP iktidarıyla devam eden yeni sömürü düzeninin bir  sonucudur.

KESK olarak, 12 Eylül’ün 37 yıldır sürdürülen karanlığında AKP darbesi ile şiddetlenen tüm saldırıları geriletmeye, barışı egemen kılmaya dönük laik, demokratik bir ülke temelinde halkların özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleriyle, yeni bir anayasayı hayata geçirinceye dek toplumsal muhalefetin tüm unsurlarıyla birlikte ortak mücadeleyi esas almaya devam edeceğiz.

KAHROLSUN 12 EYLÜL FAŞİST DARBESİ!

KAHROLSUN DARBECİLER VE DARBECİ ZİHNİYET!

FAŞİZME VE DARBELERE HAYIR!

NE DARBE, NE OHAL, ACİL DEMOKRASİ!

YAŞASIN EMEK, DEMOKRASİ VE BARIŞ MÜCADELEMİZ!

YÜRÜTME KURULU

Paylaş:

Yorumlar kapatıldı.

Paylaş