Sadaka Değil, İnsanca Yaşamaya Yetecek Ücret, Güvenceli Çalışma-Güvenli Gelecek İstiyoruz! Tüm Kamu Emekçilerini Yeni Bir Satış Sözleşmesine Karşı Birleşmeye Çağırıyoruz!

Sadaka Değil, İnsanca Yaşamaya Yetecek Ücret, Güvenceli Çalışma-Güvenli Gelecek İstiyoruz!  Tüm Kamu Emekçilerini Yeni Bir Satış Sözleşmesine Karşı Birleşmeye Çağırıyoruz!
BASIN AÇIKLAMALARI
0
Paylaş:

 

Kamu İşveren Heyeti 14 Ağustos’ta sunduğu kamu emekçileri ve emekçilerle dalga geçen maaş artışı teklifini, ‘toplu sözleşme’ görüşmelerinin son gününde revize etmiştir. Kamu İşvereni, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın “son teklif” olarak nitelendirdiği teklife göre kamu emekçilerinin ve kamu emekçisi emekliklerinin maaşlarında 2018 için %3,5+% 3,5,  seçimlerin yapılacağı 2019 yılı için ise  % 4+ %5 artış teklif etmiştir.

Öncelikle bilindiği üzere sendikalar ve konfederasyonlar toplu sözleşme tekliflerini 24 Temmuz’da teslim etmesine rağmen, kamuoyu Kamu İşvereninin yani hükümetin toplu sözleşme teklifini 14 Ağustos’ta öğrenebilmiştir. Böylece uyuşmazlık durumunda devreye girecek olan Kamu Görevlileri Hakem Kurulu süreci hariç 3 hafta ile sınırlı görüşmelerin iki haftası hükümetin teklifinin beklenmesi ile tüketilmiştir. İşin özü hükümet evrensel gerçek toplu pazarlık ilkelerini bir kez daha çiğnemiş, kamu emekçilerini ve emeklileri haftalarca oyalamayı tercih etmiştir. Öte yandan Çalışma Bakanının bugün yaptığı açıklama, son bir haftadır, malum konfederasyon ve bağlı sendikalarının yöneticileri ile kapalı kapılar ardında kamuoyundan gizli pazarlıklar yapıldığını göstermektedir.

Çalışma Bakanı’nın “açık”, “samimi” olarak nitelendirdiği teklifi sunarken “ekonomik istikrarı, kamu çalışanlarımızın beklentilerini, 80 milyon vatandaşımızı göz önünde bulundurduk”   demesi manidardır.

Bilindiği üzere AKP hükümeti yıllardır kamu emekçilerinin, işçilerin talepleri karşısında  “bütçe olanaklarımız sınırlı,  mali disiplini bozamayız”  gerekçelerine sığınılmaktadır. Çalışma Bakanı’nı yeni teklifi sunarken yaptığı konuşmada aynı gerekçeler bir kez daha dile getirilmiştir.

Bilindiği üzere sermayeye, patronlara yıllardır teşvik üstüne teşvik dağıtan, sadece 2017 yılında getirdiği vergi indirimi ve istisnalar ile bu kesimlerden 102 milyar TL tahsil etmekten vazgeçip yükünü çalışan kesimlerin üzerine yıkan siyasi iktidar sıra kamu emekçilerine gelince mali disiplinden, bütçe olanaklardan dem vurmakta ustalaşmıştır.

Sadece birkaç puan artırılan bu son teklif AKP hükümetinin patronlara gelince “bonkör”, kamu emekçilerine gelince “cimri” olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Her fırsatta ekonomik büyüme rakamları ile övünenler bu büyümede asli rolü oynayan kamu emekçileri, işçiler pay istediğinde birden küçülmekte, “hepimiz aynı gemideyiz” nakaratını tutturmaktadır.

Ancak kamu emekçileri, işçiler her taleplerinde hükümetten “hepimiz aynı gemideyiz, sizin taleplerinizi karşılarsak gemi batar” masallarını duymaktan artık bıkmıştır.

Doğrudur. Bazılarının gemicikleri olsa da hepimiz aynı gemideyiz. Ancak bu gemide birileri özel kamaralarda lüks bir hayat sürerken, emekçilerin kazan dairesine kapatılması kabul edilemez. Hele de geminin yol almasını sağlayan, kazan dairesinde canhıraş çalışan emekçilerin geminin batmasıyla tehdit edilmesi asla kabul edilemez.

Hükümetin bugün ‘yeni’ olarak sunduğu teklif bu ülkede yaşanan açlık, yoksulluk sınırını, kamu emekçilerinin yaşanan gerçek enflasyon karşısında eriyen reel durumunu görmeyen bir tekliftir. Özellikle yıllardır yaşanan kayıpların giderilmediği, adaletsiz gelir vergisi dilimleri sorununun çözülmediği koşullarda maaşlarda sadece birkaç puanlık artış öngören bu teklifin bir karşılığı yoktur.

Buna rağmen yandaşlığı tescilli konfederasyon yönetiminin sadece birkaç puan artış yapılan yeni teklifi kabul etmeye meyilli olduğu görülmektedir. 14 Ağustos’ta yapılan teklife “bu teklife kapalıyız” kartları kaldıran malum konfederasyonun genel başkanı, “Sözümüzün bize zammı enflasyon canavarı değil, toplu sözleşme masası versin kısmı karşılık bulmuştur. Ancak milletin adamı versin kısmı karşılık bulmamıştır” diyerek partili Cumhurbaşkanı’ndan medet ummaktadır.

Oysa kamu emekçilerine yapılan teklif enflasyon canavarının değil, istikrardan, bütçe olanaklarından dem vuran, yıllardır kamu emekçilerini gerçek yaşamdan uzak TÜİK enflasyonu oranında artışlara mahkum eden siyasi iktidarın teklifidir. Yandaş konfederasyon yönetimi kamu emekçileri ile dalga geçen bu teklife karşı bir haftadır beylik açıklamalar yapmanın “sizin teklifiniz kabul edilmezse ne yapacaksınız?” soruları karşısında lafı eveleyip gevelemenin ötesine geçememiştir.

Bugün ise bir iki puanlık artış karşısında 3,1 milyon kamu emekçisinin, 1,9 milyon kamu emekçisi emeklisinin gücünü arkasına almak yerine her fırsatta kamu emekçilerinin iş güvencesini hedef alan açıklamalar yapmayı görev edinen  “milletin adamından” icazet beklemektedir.

Bugüne kadar sırtını siyasal iktidara dayayarak, tarihi başarı masalları anlatanlar kamu emekçileri ile dalga geçen teklif karşısında topu partili Cumhurbaşkanı’na atmaktadır. Ancak halkın, kamu emekçilerinin, emeklilerin değil “hükümetin memuru” olmayı tercih edenlerin 5 milyon kamu emekçisine ve emekliye biat dayatması kabul edilemez.

Dünyanın neresinde olursa olsun, üyelerine, temsil ettiği kesimlere değil, pazarlık yaptığı işverene dayanmanın, üstüne üstlük Cumhurbaşkanı’ndan medet umanının adının sendikacılık olmadığı nettir.  Bu süreç bir milyon üyesi olan herhangi bir kurum-kuruluş-örgüt olma ile sendika olma arasındaki farkı tüm açıklığı ile ortaya çıkarmıştır.

KESK olarak, 4688 sayılı yasada sadece makyaj düzenlemeler yapılması sonucu ortaya çıkan ‘toplu sözleşme sisteminin kamu emekçilerinin ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak olduğunu en başından beri ifade ettiğimiz, bu düzenlemelere karşı mücadele ettiğimiz tüm kamuoyunca bilinmektedir.  2011 yılı Ağustos ayında başlayan yasa çıkarma süreci boyunca tüm ülke genelinde sürdürdüğümüz yoğun mücadelede, grev hakkımızı yasal güvence altına almayıp mevcut yasak ve sınırlamaları daha da artıran bir yasaya dayanılarak kurulacak olan toplu sözleşme masasının ayaklarının yere basmayacağını defalarca vurguladığımız kamuoyunun malumudur.

Ne yazık ki aradan geçen yedi senede ‘toplu sözleşme’ adı altında son sözü hükümetin söylediği ‘toplu görüşmeler’ le tüketilmiştir. Milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisi kapsamından tarafların belirlenmesine,  imza ve itiraz yetkisinden grev hakkımızı engelleyici yapısına,  işlevinden oluşumuna kadar evrensel gerçek toplu pazarlık sistemi ile taban tabana zıt “Türkiye Tipi Toplu Sözleşme”  sistemine mahkum edilmiştir. AKP iktidarı ve yandaş konfederasyon yönetimi arasında varılan mutabakatlarda vergi dilimi adaletsizliğine son verilmesi, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, 4/C liler, 4/B liler,  kamuda asli işleri yapan taşeron firma çalışanları başta olmak üzere kamuda güvencesiz çalışanların kadroya alınması, ek gösterge adaletsizliğine son verilmesi gibi kamu emekçilerinin temel hiçbir talebinin gereği yerine getirilmemiştir.

Bunun yerine gerçekleşen değil, hiçbir zaman tutmayan hedeflenen enflasyona endeksli maaş aratışları yapılmış, hatta 2014 yılında olduğu gibi yaşanan gerçek enflasyonla uzaktan yakından ilgisi olmayan, TÜİK enflasyonunun dahi altında bağıtlanan sözleşmeler “tarihi başarı” olarak sunulmuştur.

Ne yazık ki kamu emekçileri, AKP iktidarı ile “beraber yürüdük biz bu yollarda” nakaratını tutturan, malum konfederasyon yönetiminin tek yetkili kılındığı ‘toplu sözleşme’ süreçlerinden kalıcı çözümler üretilmesini beklemenin en naif tabirle hayalperestlik olduğunu ağır bedeller ödeyerek öğrenmiş bulunmaktadır.

Nitekim KESK’i sadece masadan değil, işyerlerinden, alanlardan uzak tutmak için her türlü hukuksuzluğun devreye sokulduğu bu son “toplu sözleşme” sürecinde, sendika olmanın asgari koşullarını dahi taşımayanların kamu emekçilerinin temel sorunlarına çözüm üretmekten ne kadar uzak olduğu bir kez daha teyit edilmiştir.

Buna rağmen hükümet pembe tablolar çizmeye, yandaş konfederasyon yönetimi ise ‘tarihi başarı’ nutukları atmaya devam etmektedir. Oysa tekrar altını çiziyoruz. Kamu emekçileri ve emeklikleri açısından ortada ne bir pembe tablo, ne de tarihi başarılar vardır. Tam tersine hangi sendikaya üye olursa olsun, ya da bir sendikaya üye olmasın tüm kamu emekçilerinin yıllardır yaşadığı kayıplar gittikçe artmaktadır.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi siyasi iktidar bugün OHAL-KHK rejimine sırtını dayamıştır. Sendikal hak ve özgürlüklerimizi kullanamaz hale getiren OHAL-KHK rejiminin gölgesi toplu sözleşme görüşmelerine de düşmüştür.

OHAL – KHK rejimi ile istediği kamu çalışanını sorgusuz sualsiz işinden eden, açığa alan siyasal iktidar toplu sözleşmede kamu emekçileri ile dalga geçen teklifler sunabilmektedir. Kısacası kamu emekçilerine ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikası gütmektedir.

KESK olarak, bu tabloya rağmen, hükümetin 14 Ağustos’ta yaptığı garabet teklifinde birkaç puanlık artış yapılmasını olumlu adım olarak gören, kamu emekçilerinin, emeklilerin taleplerine kulak verip buradan güç almak yerine Cumhurbaşkanı’ndan medet uman malum konfederasyon yönetimini yeni bir satış sözleşmesine imza atmaması konusunda uyarıyoruz.

Kamu emekçilerinin temel hiçbir talebine çözüm üretmeyen,  gerçek yaşamdan kopuk enflasyon rakamlarının altına imza atmayın.

Kamu emekçileri 2013 yılında bayram arifesinde ‘çifte müjde’ diye,  2014 yılı için net 123 TL artışa, üstelik ilk defa enflasyon farkı verilmeyen toplu sözleşmedeki tarihi başarınızı unutmadı. Bugün yine bir bayram arifesinde sefalet artış oranlarına atacağınız imzayı ne tarih ne de emekçiler affedecektir.

Öte yandan Cumhurbaşkanın sırf 2019 seçimlerine yatırım yapma adına bu teklifi birkaç puan daha artırma talimatı vermesi muhtemeldir. Ancak bu ülkenin kamu emekçileri, emeklileri sadaka değil, emeğinin karşılığı olan onurlu bir ücret ve yaşam talep etmektedir. Ve bunu fazlası ile hak etmektedir.

Bu ülkenin kamu emekçileri, emeklikleri zaten yıllardır fazlasıyla fedakârlıkta bulunmuştur. Yoksulluk sınırına uzak açlık sınırına yakın bir yaşam mücadelesi sürdürmeye terk edilen kamu emekçileri ve emekliler kimseden sadaka ya da fedakarlık değil, hakkını istemektedir.

Bu ülkenin fedakar kamu emekçileri, emeklileri insanca bir yaşama yetecek ücret, güvenli çalışma ve güvenceli geleceği fazlası ile hak etmektedir.

Buradan hareketle KESK olarak sendikalı sendikasız tüm kamu emekçilerine bir kez daha çağrıda bulunuyoruz.

Gelin,  hükümet ve sizleri unutup Cumhurbaşkanı’ndan icazet uman malum konfederasyon yönetiminin taleplerimize kulaklarını tıkamasına karşı ses verelim.

Gelin, haklarımızı ve özgürlüklerimizi yok sayanlara kapı kulu değil emekçi olduğumuzu birlikte gösterelim.

 Gelin, insanca bir yaşam için taleplerimize sahip çıkalım ve bu talepler için mücadeleyi birlikte yükseltelim.

 

Paylaş:

Yorumlar kapatıldı.

Paylaş